28 Ekim 2017 Cumartesi

Hayat-Engin Geçtan I KitapYorum(17)


Engin Geçtan uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan bir yazar. Yazdıkları psikoterapi süreçlerindeki gözlemlerinden, okudukların, öğrendiklerinden süzülen bilgiler. Hayatın içinden, hepimizin gördüğü fakat dikkat etmediği durumları, bazen hepimizin yaşadığı sıradan problemleri gözler önüne seriyor. Yazarın daha önce iki kitabını okudum: İnsan Olmak, Psikanaliz ve Sonrası. Psikanaliz ve Sonrası adından da anlaşıldığı gibi teorik sayılabilecek bir kitap. İnsan Olmak ise, gene günlük hayata dair yazarın kaleminden süzülenler…

Günümüz insanının sıkıntıları, günümüzün sıradanlaşan problemleri, geçmişten günümüze insanın değişim süreci gibi konular sohbet havasında işleniyor kitapta. Hayatın karmaşıklığı her satırda kendini hissettiriyor, anlatılanlar Kaos kuramından izler taşıyor. Kendine yabancılaşma olgusu irdeleniyor, kitabın bir çok bölümünde kendine yabancılaşma olgusuyla alakalı gözlemler yer alıyor. Yazarın önemli bir tespiti var ki, benim de yazılarımda üzerinde durduğum bir konuyu daha iyi aydınlattığı için burada değinmeden geçemiyorum. Diyor ki; ‘üzüntünün normal olduğunu unutup üzüntüyü zihinden uzaklaştırmaya çalışırken aslında üzüntü sürecini uzatıyoruz.’ Üzüntü üzerine odaklandığımız için zihinde aktif olarak kalıyor.

Yazar hızı da bir çeşit uyuşturucu olarak görürken, ‘büyük kent insanının kullandığı uyuşturuculardan bir de hız. Aynı şey telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç’.

İç diyalogların dış dünyada yaşandığı hissinin sonuçlarından örnekler veriiyor yazar. İçimizde düşündüğümüz bir şeyi dış dünyada yaşanmış gibi düşünebiliyoruz. Mesela bir işin nasıl yapılması gerektiğini zihnimizde planlıyor, kimseye fikrimizi söylemediğimiz halde, çalışanlarımıza plana göre gitmedikleri için kızabiliyoruz. İç konuşmalarımızı onlarla paylaştığımızı zannediyoruz.

Çağdaş olmayı takıntı haline getirdik. Bu takıntıyla yaşamak çoğumuzda endişeye yol açıyor. Çoğu zaman da temelleri oluşturmadan yeni bir hayat tarzı yakalıyoruz. Tabii, temel olmayınca bocalamak kaçınılmaz oluyor.

Kitapta, yukardakilere benzer örnekler çok daha fazla. En çok dikkatimi çekenler bunlar.

Kitapta Neleri Sevmedim?

Kitapta net bir konu çerçevesi yok. Hayatın içinden çok şey bulabilirsiniz. Böyle olunca kitabın sürekliliği ve devamlılığı olmuyor. Nedenini tam olarak bilemesem de, zor okunan bir kitap. Belki devamlılık olayı olmadığı için, belki konu yelpazesi geniş olduğu için. Emin değilim. 

Sevdiğim Noktalar Neler?

Günlük hayattan örnekler sevdiğim şeylerden. Bölüm başlarında başlık kullanılmamış. (Net bir çerçeve olmadığı için sanırım) Ancak bölüm başlarında alıntılar var. Bu sözler kitapla alakalı en sevdiğim şeylerden oldu. Bu sözler aynı zamanda o bölümün yaklaşık olarak neyle alakalı olduğunu da gösteriyor. Biraz bölüm başlığı gibi.
Kitap bir kızılderilinin konuşmasıyla bitiyor. Beyaz adam tarafından halkının topraklarını satması istenince kızılderili şef tarafında 1854 yılında yapılan bir konuşma. İnsan olarak gidiş istikametimizi göstermesi açısında çok yerinde bir son bölüm olmuş kitap için. 

Alıntılar


‘Televizyon insanları koflaştırmayı amaçlamıyor, insanların kofluğunu ortaya çıkarıyor’ Malcolm Muggerıdgee
‘Beyaz adam adil olsun ve halkıma iyi davransın. Çünkü ölüler hiç de sandığınız kadar güçsüz değildir.’ Kızılderili şef Seattle
‘Kendi tarihlerini kabul edemeyen insanlar gibi, tarihiyle yüzleşip onu ortaklaşa kabul edememiş toplumların da huzura ulaşmaları mümkün olamıyor’

20 yorum:

  1. Mutsuzluk hakkındaki tavsiyesi gerçekten çok doğru, çevremde görüyorum daha öğrenci mesela ama depresyon haplarına bağımlı olmuş niye sınavlar vs. ama olmaz ki, üzüntüyle başa çıkmayı bilecek insan. Çok teşekkürler, emeğine sağlık arkadaşım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzüntünün normal olduğunu, başa çıkma yollarını aramak gerektiğini ne yazık ki ihmal ediyoruz.
      Teşekkürler..

      Sil
  2. Hocalarımızın hep önerdiği benim de başucu kitaplarımdan bu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende bir hoca önerisi ile tanışmıştım zaten.
      Teşekkürler :)

      Sil
  3. engin geçtan hoca çok doğru söylemiş,"‘üzüntünün normal olduğunu unutup üzüntüyü zihinden uzaklaştırmaya çalışırken aslında üzüntü sürecini uzatıyoruz.’ Üzüntü üzerine odaklandığımız için zihinde aktif olarak kalıyor." yılların tecrübesi.. emeğinize sağlık.. :)

    YanıtlaSil
  4. Bu kitabı sizin yazınızla tanıdım, faydalı bir kitapmış :)

    YanıtlaSil
  5. Oldukça profosyenel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  6. okudum bunuu. metis yayınları da en sevdiklerimdeeeen :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Metis yayınları bence de güzel..

      Sil
  7. Yazarın büyük kentler konusundaki düşüncelerini sevdim, fırsatım olursa okuyacağım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatılanlar daha çok büyük kent yaşamları hakkında zaten :)

      Sil
  8. Üzüntü dahil çoğu duyguyu ötelememiz güçlü görünmek istememizden kaynaklanıyor sanıyorum. Yazarın tespitleri çok doğru. Hız, telaş, yaşam meşakkatleri derken yaşamaya zaman kalmıyor. Hayatı biraz daha yalın ve sakin yaşamalıyız görüşündeyim. Paylaşım için teşekkürler, sevgilerimle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkı için teşekkürler..
      Hakikaten biraz daha yalın ve sade olmak lazım. Hız ve telaştan sıyrılıp biraz yavaşlamak lazım, kendimize ve hayata dair farkındalığımız artsın diye.

      Sil
  9. "Rastgele ben" kitabını e-book olarak okumaya çalışmıştım. Okuması zor bir kitaptı benim için. Onda da konu bütünlüğü yoktu sanki. Ya da ben anlayamadım. Ve atlamak zorunda kaldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kaç kitabını okudum yazarın. Konu bütünlüğü olmuyor herhalde kitaplarında.

      Sil