23 Ekim 2017 Pazartesi

Ekim 23, 2017 1

Dikkat Çekmeye Çalışanlar



Hepimizin gözlemlediği bir durum var. Günlük hayatta çokça şahit olduğumuz, hayat var oldukça şahit olacağımız bir durum. Belli bir döneme gelmeye başlayan bebekler kendileriyle ilgilenilsin isterler. Yaptıkları her şeyle ilgilenilmesi, her hareketlerinin tepkiyle karşılanması onlar için önemlidir. Hatta bu vesileyle bir çok şeyi keşfederler. Bir misafirlikte yahut benzer durumlarda bebek kendiyle ilgilenilmediği hissine kapılır. İlgiyi yakalayabilmek için de önce makul isteklerde bulunur. Daha sonraki adım olarak farklı yollarla ilgiyi üstüne çekmeye çalışır. Bu yol genelde ebeveynlerin istemediği yollardır. Çocukluk sürecinde de bu böyle devam eder. Çocuklar bir şekilde kendileriyle ilgilenilsin isterler. Kendilerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri, baskı altında oldukları ortamlarda ilgi ihtiyaçları farklı şekillerde göze çarpabilir. İstemsiz gibi gözüken alt ıslatma, karın ağrıları gibi. Okullarda özellikle anaokulu ve ilkokulda sık görülen bu tür davranışların sebeplerinden biri de ilgi eksikliği olabilir. Okula gelinceye kadar evde sürekli ilgi odağı olan çocuk, okulda görmediği ilgiyi bir şekilde üstüne çekmek ister. Kardeşi dünyaya geldikten sonra yeniden bebeklik dönemi yaşıyormuş hissi veren çocuklarda da aynı durum vardır. Onlar da kendilerine olan ilginin yeni doğan kardeşlerine kaydığını görüp o kardeş gibi davranmaya başlayabilirler.

Bebeklik döneminde ilgi ihtiyacı karşılanmayan çocuklar veya yetişkinler daha farklı ve sıkıntılı şekillerde ilgi arayışına girebilir. Saldırganlık, uyumsuzluk gibi problemlerin sebepleri arasında ilgi eksikliği bir etken olabilir. Bunlar günlük hayatta karşılaşabileceğimiz örneklerden. İlgi ihtiyacının bu tür durumlarda karşımıza çıkabileceğini biliyoruz.

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan bir durum da var ki, bir çeşit ilgi çekme durumu olarak yorumluyorum. Bir şekilde ünlü olmuş kişilerin durumu. (Ünlülerin hepsini kastetmiyorum tabii..) Haberlere her baktığımda ünlüler arasında tartışmalara dair, ünlü bir kişinin yaptığı alakasız eyleme dair tartışmalar görüyorum. A ünlüsü, B ünlüsüne sert çıkmış; C ünlüsü hiç alakası olmayan bir konuda tartışılacak sözler sarf etmiş, vs.. Bu tür haberleri son zamanlarda çok fazla görmeye başladım.

Ünlülerin birbirleriyle atışmaları, birilerine sataşmaları, üstüne vazife olmayan konularda yorum yapmaları, özel hayatlarına dair absürd sayılacak bilgileri ulu orta söylemeleri bir çeşit dikkat çekme çalışması olabilir. Sanatı ile dikkatleri üzerine çekemez olunca yahut yaptıkları sanatın yeterince ses getirmediği düşüncesinden hareketle farklı şekillerde kendileri hakkında konuşulsun istiyorlar. Halbuki, birbiriyle edebi ve sanatsal şekilde atışan, söylemek istediğini edebi bir dille ifade eden nice sanatkarlarımız var. Hicivleriyle ünlü divan şairi Nef’i, birbiriyle atışma hikayesi anlatılan Fuzuli ile Baki gibi.
Dönemin divan katibi Tahir Efendi, Nefi'ye kelp (köpek) diye saldırmış. Ozanımız şu dörtlükle cevap vermiş:"Bize kelp demiş Tahir Efendiİltifatı bu sözde zahirdirMaliki mezhebim, ziraİtikadımca kelp, tahirdir"Tahir, temiz anlamına geldiğinden Nefi, bu sözcüğü, tevriyeli (çift anlamlı kullanarak; köpeğin, tahir (temiz) olduğunu belirtirken aynı zamanda rakibi Tahir'in köpek olduğunu da söyleyerek intikamını alıyor.
İki büyük şair Fuzuli ve Ruhi sarayda bir davete icabet etmişler. Dostlukları uzun soluklu iki arkadaş sarayın bahçesinde dolaşırlarken; Şair Ruhi'nin aklına muziplik gelmiş;Ruhi: -Ya Fuzuli dostum, şu cennet gibi bahçenin, şu güzel çiçeklerin içinde, şu göz alıcı işlemeli duvarların dibindeki o uyuz iti görüyor musun?Fuzuli:-Görüyorum ya Ruhi?Ruhi:-İşte o it bu sarayda Fuzuli!Atılan taşı tekrar gediğine koymak için bir an düşündükten sonra;Fuzuli: -Doğru söylersin ya Ruhi...Sıkacaksın şu itin boğazını çıkacak içinden Ruhi!


21 Ekim 2017 Cumartesi

Ekim 21, 2017 3

İnternet Sıkıntıları


Ekim ayı içerisinde ikinci defa olarak internet sıkıntısı yaşıyorum. Bir kaç gündür internetim inanılmaz derece yavaşladı. İnternete erişemiyorum. O yüzden son yayınlarıma yapılan yorumlara cevap vermekte geciktim. Kimsenin yazısını okuyamadım. Dün akşam bir deneyeyim dedim. Bir blog sayfasının açılması 10 dakikayı geçince vazgeçtim. Telefondan girip okumayı da sevmediğim için sorun giderilinceye kadar biraz uzak kalacağım galiba. 
Türk Telekom’u aradım. En kısa sürede sorunu düzelteceklerini söylüyorlar. Pazartesi’den önce düzeleceğini sanmıyorum ama. Yaklaşık iki hafta önce aynı sıkıntıyı gene yaşamıştım. O zaman daha kısa sürede düzelmişti.
Bekliyorum.

Bakalım ne zaman düzelecek. 

18 Ekim 2017 Çarşamba

Ekim 18, 2017 35

Akıl Oyunları - Film yorumu






Orijinal adı: A Beautiful Mind
Vizyon Tarihi: 8 Mart 2002
Yapımı: 2001
Tür: Biyografi, Dram
Süre: 135 Dak.







Bir matematik dahisinin şizofreni ile mücadelesi. John Nash genç yaşta başarılar yakalayan bir matematik dahisidir. Ancak sosyal iletişim konusunda zayıftır, bencildir, özgüveni çok yüksektir. Bu yüzden başarılı olma hırsı her şeyin üstüne geçmiştir. Bencilliği ile şizofreniye yakalanan John Nash dahilik ve delilik sınırında bir hayat sürmeye başlar. Şizofreni etkisi ile kendini gizli bir görevde zanneder. Bir süre ilaç tedavisi alsa da sonraları ilaç tedavisini red eder. Şizofreni hastası olarak günlük hayatını devam ettirecek duruma gelir, hatta üniversitede dersler bile vermeye başlar.

Film, imdb’de yüksek puanlı filmler arasında yer alıyor. Çok beğenilen, çok izlenen filmelerden. Eğer izlemediyseniz, tez zamanda izleyin derim. Çünkü film çok iyi. Tam olarak emin olamasam da çeşitli ödüllere aday gösterildi, bazı ödüller aldı.

Şizofreni ile hayata nasıl tutunulur? Günlük hayatta deli diye tanımladığımız insanlarımızın durumu John Nash’in durumundan ne kadar farklı. Destek ve zamanında müdahale fırsatı olsa durumları değişir miydi? Neyse.. Filmi beğenerek izledim. İkinci defa izleyişim oldu. 6-7 sene önce izlemiştim. Çok beğendiğim için tekrar izledim. 

15 Ekim 2017 Pazar

Ekim 15, 2017 30

TavsiyeKitap: İyi Hissetmek (2)


İyi Hissetmek: Yeni duygu durum tedavisi
Psikonet Yayınları
David Burns
Çeviren: Esra Tuncer
404 sayfa


Arka kapaktan; 'endişe, suçluluk, kötümserlik, erteleme, düşük benlik saygısı ve depresyonun diğer dipsiz kuyularından kendinizi ilaçsız kurtarabilirsiniz! İyi Hissetmek'te psikiyatrist David Burns sizi harekete geçirecek ve hayata daha olumlu bakmanızı sağlayacak bilimsel olarak test edilmiş teknikler sunuyor.'

Normalde kişisel gelişim, kendi kendine yardım vs kitapları seven biri değilim. Büyük çoğunluğunu okumanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Kendine yardım kitapları arasında nadir bulunan kitaplardan biri, İyi Hissetmek. Yazar psikoloji alanında uzman, uzun senelerden beri psikiyatrist olarak çalışan biri. Özellikle depresyon olmak üzere öfke, özgüven, duygudurum dengesizlikleri konularında bilişsel psikoloji boyutunda terapi yapıyor. Yaptığı çalışmalardan hareketle hazırladığı bu kitap çok büyük oranda fayda sağlayacağını düşündüğüm bir kitap. Tabi, şurasını hemen belirteyim ki, depresyon veya öfke düzeyiniz çok yüksekse bu kitap size yardımcı olamaz. Profesyonel bir destek işinize yarayacaktır.

Kitap teorik bilgileri verip ardından uygulama basamaklarını gösteriyor. Olumsuz duygulara yol açan düşünceleri, öfke yahut depresyonun düşüncelerimizle ilişkisini gerçekçi be ikna edici bir dille ortaya seriyor. Kitapta yer alan basamaklara göre tavsiye edilen şeyleri uygulamaya başladığınızda değişimi görebilirsiniz. Kitabın yazarı oldukça iddialı. Kitabın son sayfalarına ulaştığım anlarda iddialı olmakta haklı olduğunu görebiliyorum. Yazar özellikle ilaçsız tedaviye yönlendirmeye çalışıyor.

Olumsuz duygularla baş etmede, öfkenizi kontrol etmede, özgüven ve onay problemlerinde yararlanabileceğiniz bir kitap. Hiç bir sıkıntınız yokken bile okumak düşüncelerinizin ve duygularınızın farkına varmanızı sağlayacaktır.

Kitap altı bölümden oluşuyor: İlk bölüm teori ve araştırmaya yer veriyor. 2. bölüm Pratik Uygulamalar'a yer verirken, 3. bölüm Gerçekçi Depresyonlar konusunu tartışıyor. 4. bölüm Önleme ve Kişisel Gelişim konusunda rehberlik ediyor, 5. bölüm Umutsuzluğu aşma yollarını gösteriyor. Ve son olarak 6. bölüm Günlük Hayatın Stresleriyle nasıl başa çıkabileceğimizi tartışıyor.


11 Ekim 2017 Çarşamba

Ekim 11, 2017 10

Dağ Havası



Boram boram dağ havası,
Dört bir yandan esen yeller
Rengi boza dönmüş dağlar
Kıştan haberci rüzgârlar 
Ağaçların rengi bozlak
Dökülmüşler yaprak yaprak 
Buz gibi akıyor sular
Bir yudumda yorgunluklar 
Dinginliğe dönüşüyor 
Çıplak ağaçlar üşüyor 
Uçuşuyor gökte kuşlar 
Önümde zorlu yokuşlar 
Yavaş yavaş yürüyorum 
Heybetini görüyorum: 
Yıldızdağı çok heybetli
Bir o kadar merhametli 
Göklerde mavi bulutlar 
Güneşle oynaşmaktalar 
Benzi soluk yaprakları
Bağrı yanık toprakları
Topraklar yağmura hasret 
Yağmur ki en büyük rahmet 
Bir canlılık her yağmurda 
Yağmur berekettir yurda 
Yazın sonu gelmiş çoktan 
Güzü görmek arkasından 
Öksüz kalmış tüm ağaçlar 
Kışa hazır dağlar, taşlar 
Canlı cansız tüm varlıklar 
Her yerde kış telaşı var
Bir ekim akşamındayı
Sonbahar ortasındayız 
Biraz buruk biraz yorgun 
Bedenim ruhuma dargı
Bedenim dinlenmek ister 
Ruhuma çok yoruldum der 
Ruhum huşu bulmuş biraz 
Dağ havası ruhuma az; 
Huzur vermiş, huşu vermiş 
Ruhum muradına ermiş 

10 Ekim 2017 Salı

Ekim 10, 2017 16

Teşekkürler Cahil Okur


Cahil okurun düzenlediği çekilişler serisini biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız buraya tıklayıp bilgi edinebilirsiniz. Bu çekilişlerin 6.sında yedek talihli olarak kitap kazandım. 
Cahil Okur yazdığı kitap değerlendirmeleri arasında çekilişler  yapıyor. Kitap değerlendirme yazıları sıralı olarak ilerliyor. Şu an kitapla alakalı 87. yazı var sanırım blogunda. Çekilişler 5 rakamını takip eden kitap paylaşımlarında yapılıp 0’ı takip eden paylaşımlardan sonra sonuç açıklanıyor. Yani 85. kitap yazısından sonra yapılan çekilişin sonucu 90. yazıdan sonra  belli oluyor.
Yaptığı 6. çekiliş etkinliğinde yedek talihli olarak kitap kazandım. 10 kitap arasından Kilit romanını seçtim. Kitap dün itibariyle elime ulaştı. Biraz gecikmeli de olsa teşekkür yazısı mahiyetinde bu yazıyı kaleme aldım.

Teşekkürler Cahil Okur.

Kitapla alakalı yazı için burayı,
Güncel çekilişe katılmak için burayı yıklayın. 

6 Ekim 2017 Cuma

Ekim 06, 2017 18

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler -Sinan Canan I KitapYorum(16)


Sinan Canan’ın kaleminden düşündüren bir kitap. Daha önce yazarın Unutulacak Şeyler kitabını okumuştum. Her iki kitapta aynı tarzda, bilimsel şeylerin gündelik dille anlatılması şeklinde. Sinan Canan çeşitli konularda düşüncelerini, bilime dair öğrendiklerinden bazılarını aktarıyor.

Özet ve Değerlendirme

Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, ‘Bize Dair’ başlığı ile özellikle lisan, kelime ve düşüncelerin oluşum sürecini ihtiva ediyor. Lisanın önemi, kelimelerin düşünceye etkisi, düşünce kısırlığımızda lisan suistimallerinin önemi bu bölümde dikkat çekiyor. Lisan suistimalleri düşünceyi kısırlaştırdığında göre, gündelik hayatta kullanılan zihin kontrol yöntemlerinden birçoğu kelimelerle alakalı. Bu yöntemlerden bazıları anlatılıyor. Yazar, yabancı lisanla eğitime şiddetle karşı çıkıyor, hatta bu durumu ihanet olarak değerlendiriyor. (Yabancı lisan öğrenmeye değil, yabancı lisanla eğitime karşı çıkıyor) Lisanın öneminin vurgulandığı; günlük hayatımızdaki anlaşmazlıklardan, düşünce yapımızdaki gelişmelere lisanla alakalı bir çok konunun irdelendiği bu bölüm kitapta en önemsediğim bölüm oldu. Gene bu bölümde hayatımızda sıradanlığın, geçiciliğin ve hızın eleştirisi yapılıyor. Yazar sıradan olmamak gayretiyle sıradanlaşan insanlardan örnekler veriyor. Bu örnekler arasında kendi yaşantılarından izler de var. Hayatı hızlı yaşamaya başladıkça, hayatımızdaki geçicilik de artıyor.
İkinci bölüm, ‘Bilime ve İnanca Dair’ başlığıyla okuyucuya sunuluyor. Bilim ve inanç anlamında tartışılan konularda yazar düşüncelerini aktarıyor. Özellikle evrim konusundaki yanlış anlaşılmalar, evrim teorisinin genel mahiyeti, evrim ve inanç arasındaki ilişki bu bölümde açıklanıyor. Yazar bazı konularda evrim teorisinin İslam ile çelişmediğini, evrim teorisinde insanın maymundan geldiği iddiasının olmadığını ifade ediyor. Yazar, evrim ve inanç konusunda çok fazla soru ile karşılaştığından hareketle, en fazla sorulan sorulara cevap veriyor. Ve son olarak, bilimle ilgilenmek isteyenlere tavsiyelerde bulunuyor. Bu bölüm için özellikle bu tavsiyeler önemli. Bilimle ilgilenmek arzusu olanlar için tabi.
Üçüncü bölüm, ‘Kaos’a Dair’ başlığını taşıyor. Güzel şeyler öğrendiğim, farklı şeyler düşündüğüm bir bölüm oldu bu son bölüm. Çokça duyduğum, bazen bilip bilmeden hakkında konuştuğum kaos ve kaos teorisi hakkında fikir sahibi oldum. Merkezin her zaman iyi olmayabileceğini, kenarlarında iyi olabileceğini bu bölümde görmüş oldum. Frkaktal geometriyi burada duyup, kaos teorisi ile ceddimizin tecrübi bilgileri arasındaki burada öğrenmiş oldum. Ceddimiz çeşitli olay ve durumlara dair tecrübi bilgilerini aktarırken aslında kaos teorisini ve fraktalları kullanıyormuş. Kitaba adını veren yazı da bu bölümde: Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler. İslam dünyasında mugayyebatı hamse olarak isimlendirilen kimsenin bilemeyeceği beş şeyin açıklandığı yazı ile bölüm bitiyor.

Alıntılar

Yabancı bir lisanla eğitim Türkiye’ye bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan en büyük ihanetlerden biridir ve kanımca yıllardır bizi yerlerde sürükleyen en önemli etmenlerden biri olan batı karşısındaki aşağılık kompleksimizin de en önde gelen nedenlerindendir
Sıradan olmamak gerek desem size, çoğunuz benimle aynı fikirde olursunuz. Sıradan olmamak lazım argümanını onaylayan insanlarla birlikte sıradanlaşmak pahasına bunu yaptığınızı bile fark etmezsiniz çoğu zaman… 
Göğsünün ortasında atan kalbe dikkat edebilen insan için saatin tıkırtıları önemini yitirir ama zaman paha biçilemez hale gelir.
Nefes aldığının farkında olan insan, o nefesin boş laflarla tüketilemeyecek kadar kıymetli olduğunun farkına daha kolay varır. 
….   Bugün uzak tarihini belleğinden silmeye ve yüz yıldan öncesinin görmemeye şartlanmış nesiller yetiştirme projeleri sayesinde, bu muhteşem hafızanın ciddi oranda kaybı söz konusudur.

3 Ekim 2017 Salı

Ekim 03, 2017 26

Pazardan Kalan

Bu pazarı minik bir kır gezisi ile geçirdik. Üç beş kafadar demliğimizi, çayımızı alıp; güzel bir çeşme başına oturduk. Maksadımız, sadece çay ve muhabbet.







 Sonbahar iyiden iyiye hissediliyor, üşüten bir hava var. Ağaçlar yapraklarını dökmeye, dağlar yeşilliğini kaybetmeye başlamış.

Yolda giderken bir fırın arabası gördük, bir kaç tane de simit aldık. İyi ki almışız. Simitler çıtır çıtır, çok güzel.
Yıldızdağı/Sivas

30 Eylül 2017 Cumartesi

Eylül 30, 2017 20

Eylül Ayından Sonra(2017)

Eylül ayı, hepimize malum, güz ayı. Hazan mevsiminin başladığı, yaprakların sarıya dönerek gönül dünyamıza hüzün getirdiği günlerin başlangıcı. Tabiattaki değişimler insan ruhunu da etkiliyor. Yahut bana öyle geliyor. Eylül ayı ile yorgunluklar da artmaya başladı benim için. Tabi, bu yorgunlukta iki aylık tatilin ardından işlerin yoğun bir şekilde başlaması oldu. Malum, okullar açıldı. Kurban Bayramı’nın hemen ardından başladık işe. 
MEB’de Psikolojik danışman ve rehber öğretmen olarak çalışıyorum, bilmeyenler için söylemiş olayım. MEB’de çalışanlar için bir dizi yenilikler yapıldı bu sene: müfredatlar değişti, mevzuatlar değişti, TEOG kalktı, Ygs-Lys sisteminde değişiklik yapılacak. MEB’de çalışınca bu tür değişiklerin, yeniliklerin uyum süreci, yeni sezona hazırlık süreci biraz yoğun oluyor haliyle. Bunun üzerine bir de liseden ortaokula geçmiş olmanın yabancılığı var üzerimde. Dört senedir Anadolu Lisesi’nde çalışıyorken, bu sene itibariye ortaokulda çalışmaya başladım. Yeni heyecan, yeni ortam, gençlik dönemini yaşayan ergenlerin yanından, ergenliğe yeni adım atan çocukların okuluna alışma süreci. İster istemez, yoğun ve yorucu geçen günler. Bu yoğunluktan dolayı bloga da fazla zaman ayıramadım. Ekimin ilk haftasından sonra normale dönmeyi, bloga daha fazla zaman ayırmayı planlıyorum. Her şey yolunda  giderse tabi. 
Eylül'de Okuduklarım
Sıhhatnüma: Kitap, tecrübelerin ve bilimsel verilerin ışığında sağlıklı yaşama rehberi niteliğinde. Kitabın vurguladığı en önemli nokta ise sağlıklı yaşamak için tedbirler almak. Vücudu hastalıklardan korumak için dikkat edilmesi gereken hususlar vurgulanıyor. Devamını okuma için tıklayın.
Kafa Karıştıran Kelimeler: Rasim Özdenören’in deneme türünde yazdığı bir kitap. Kitabı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Anlatılan şeyler güzel, düşündürücü. Kelimelerin gücü ve dilimize yerleşmiş kelimelerin mahiyeti anlatılıyor. Öyle kelimeler var ki, dilimize yerleşen, kullanıldığında ne anlam ifade ettiğini anlamak mümkün değil. Söyleyen başka bir manada kullanıyor, dinleyen başka bir mana çıkarıyor. Özgürlük, irtica gibi bir çok kelime var, kafa karıştıran. 
Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Klasik Tanpınar romanlarından. Kuvvetli anlatım, derin tahliller, ruha dokunan şiir gibi cümleler. Tanpınar’ı kesinlikle okumak lazım. Klasik Türkiye bürokrasisinden izler, toplumun sosyolojik yapısı gözler önüne seriliyor.
Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler: Sinan Canan’ın basit anlatımı ile bilimsel şeyleri anlattığı güzel bir kitabı. İnsana dair yazılar, biyolojiden, fiziğe bilimsel yazılar var. İnsan farkındalık kazandıran bir kitap. Özellikle Kaos Teorisi hakkında yeni şeyler öğrenmiş oldum. Kitap hakkında yorumlarımı önümüzdeki günlerde yazacağım, inşallah. 

İzlediklerime Gelince..
Bir kaç aydır tadımlık olarak izlediğim Leyla ile Mecnun’u bitirdim. Keşke daha çok devam etseydi… Eylül’de uzun bir aradan sonra film izlemeye başladım. İzlediğim filmler şunlar. 
Sineklerin Tanrısı: Aynı adlı kitaptan uyarlanan 1990 yapımı film. Otuz kadar Amerikan askeri okul öğrencisinin bulunduğu uçak tropikal bir ada yakınlarında düşer. Öğrenciler, çocuk yaştadır. İlk günler adada düzen kurup o şekilde yaşarlarken, çocukların çoğu vahşileşmeye başlar. Film hakkındaki yorumum şurada.
İhanet: 1997 yapımı ABD filmi. Bir uçak kazası sonucu vahşi ormanlara düşen bir milyarder ile, bir moda fotoğrafçısının hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı film. Anthony Hopkins milyarderi, Alec Baldwin moda fotoğrafçısını oynuyor. Hayatta kalma mücadelesinde birbirleri hakında çarpıcı gerçekleri öğreniyorlar.
Son olarak Zindan Adası: Leonerdo Dicaprio’nun başrolü oynadığı efsane bir film. Seneler önce izlemiştim. Tekrar izledim. anlaşılması zor, kafa karıştıran bir film. Olaylar akıl hastalarının tedavi edildiği bir adada geçiyor. 

Yeni yazılarda görüşmek üzere. 


24 Eylül 2017 Pazar

Eylül 24, 2017 28

Dikkat! Derin Anlam İçerir




Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

20 Eylül 2017 Çarşamba

Eylül 20, 2017 36

Nice 100'lere


Zaman ne çabuk geçiyor. İçindeyken yavaş geçtiğini düşündüğümüz her an, ötelerden bakınca bir çırpıda tükenmiş hissi uyandırıyor insanda. Bloggerde geçen günlere uzaktan bakıyor, bir çırpıda geçiveren anlar olarak görüyorum.
Blog dünyasına acemi adımlarımı attığım günler epey geride kaldı. Bazen yazacak bir şey bulamadan, bazen kağıda dökülen kelimeler bombardımanında günler geldi, geçti. Blogda 99 yazıya ulaştım, ve şu an 100. yazımla sizlerleyim. Acemice geçen ilk günlerden sonra,  blogda usta olmasak da(ustalık gibi bir niyetim de yok gerçi) kendi halimde bir şeyler karalamaya devam ediyorum. Kendi işimi görecek kadar, kendime yetecek kadar bloggerim. Okuyorum, yazıyorum, paylaşıyorum. 

100. yazıya kadar neler oldu? 

Bloğa deneme ve şiirle başladıktan sonra minik hikayeler ile devam ettim. Psikoloji ve eğitim alanında çalışıyor olmanın getirisi olarak psikoloji ve eğitim konularında yazılarım blogda kendine yer bulmaya başladı. Kitap yorumları blog için olmazsa olmazlardan. Hal böyle olunca kitap yorumlarımı da ekledim. Daha sonraki dönemlerde kitap kategorisini güncelledim. Okuduğum kitapları KitapYorum bölümünde yorumlarken, okuyup başka insanlara da faydalı olacağını düşündüğüm kitapları tavsiye olarak Kitap Önerileri bölümüne ekledim. Ve gene blog yazmaya başladıktan sonra okuduklarımı Kitap Listesi olarak bloğuma ekledim. Tabi eksikler var, ilk baştan itibaren liste tutmadığım için.

Kırk yıllık Kani, olur mu Yani’ sözünün hikayesi bloğumda TarihveKültür kategorisini ekleme vesile oldu. Sonrasında tarih ve kültüre dair etkisinde kaldığım şeyleri, yaşadığım ve gezdiğim yerlerdeki tarihi ve kültürel gözlemlerimi bu bölüme ekledim.
Çok sık film izleyen biri değilim. Ama bloglarda paylaşılan film yorumları dikkatimi çekiyor. Böylelikle film izlemeye de başladım. Genellikle haftada bir defa film izliyorum. İzlediklerimi de Film Yorumları bölümünde sizlerle paylaşıyorum. Tabi bütün filmleri değil. Her ay bir film paylaşmayı düşünüyorum. Şimdilik böyle. Belki fikrim sonra değişir.  İlk film yorumu olarak Sineklerin Tanrısı'nı ekledim. Sonrasında Daha Mutlu Yaşam'ın önerisi ile İhaneti izledim. Çok beğendim filmi, ama film hakkında yazmayacağım. Merak edenler buradan Daha Mutlu Yaşamın filmle alakalı kısa tanıtım yazısını okuyabilir. 

An itibariyle blog yayın planım şu şekilde: ayda bir defa olmak üzere KitapYorum yazısı, ayda bir defa Kitap Öneri yazısı ve gene ayda bir defa Film Yorum yazısı yazmayı planlıyorum. Diğer konulardaki düşüncelerimi ise aklıma estiği an paylaşıyorum zaten.

Psikoloji ve eğitim ile ilgilendiğimi söylemiştim zaten. Psikoloji konusunda ‘şunu da yazsam’ dediklerimin sayısı artmaya başlayınca yeni bir blog açmaya karar verdim. Çünkü kişisel blogum psikoloji yazılarıyla dolacaktı. Önceliğim gene kişisel blogum olacak. Psikoloji yazılarını ise ağırlıklı olarak YazarPsikoloji blogumda paylaşacağım. Psikolojik yorumlarım ise kişisellik taşıdığı için gene kişisel blogumda olacak.


Şimdilik bu kadar. 100. yazıya gelene kadar bu şekilde geçti blogdaki  değişimlerim. Buraya gelmemde katkısı olanlara ve tüm bloggerlara teşekkürler…