5 Nisan 2017 Çarşamba

Endişe ve Boşluk


Psikologların günümüze dair tanımlamaları arasında endişe ve boşluk önemli bir yer tutmaya başladı. Özellikle varoluşçu filozoflar ve varoluşçu felsefeden etkilenen psikologlar çağımızı tanımlarken endişe ve boşluk unsurlarını kullanıyorlar. Bu endişe ve boşluğun günümüz insanının yaşayışında önemli bir rol oynadığını, insanların sürekli endişe ve boşluk hissi ile yaşadığını düşünüyorlar. 
Endişe temelde insanın yalnız kalma korkusundan kaynaklanır. Yalnız kalma korkusu, insanlarda daima beğenilmeme, dışlanma endişelerine yol açar. Boşluk ise insanın kendi hakkında özfarkındalığının olmaması, ne istediğini bilmemesi gibi durumları ifade eder. 
Varoluşçu psikologlardan Rollo May’e göre günümüzde endişe ve boşluk hissinin fazla olmasının çeşitli sebepleri vardır:

  1. İçi boşalan toplumsal değerler: Toplumsal değerler varlığını devam ettiriyor gibi gözüksede bu değerlerin içi boşalmıştır. Mesela yardımseverlik. İnsanlar yardım etmekten ziyade yardımsever gözükme uğraşında. Ya da rekabet. Rekabetin aslı rakiple birlikte daha ileriye gitmek olması lazımken, rakibi ayaklar altına alarak daha  öne geçme uğraşı halini almış. 
  2. Benlik bilincinin yitimi: İnsanlar modernleştikçe kendilerinden uzaklaşmayı da beraberinde getiriyor. Kendini tanımayan, ne istediğini bilmeyen insanların sayısı her geçen gün artıyor. İnsan kendine yabancılaşıyor, insan insana yabancılaşıyor. 
  3. İletişim Dilinin Kaybı: Kişiler arası iletişim bozluyor. Birbiriyle konuşan, ama birbirini anlamayan insanların sayısı (kelimelerin anlam kaybından/belirsizliğinden) dolayı artıyor. İnsanlar kendini anlatamayınca anlaşılamamak hissi insanda olumsuz duygulara yol açıyor. Mesela, birine ben müslümanım diyorsun. Senin İran rejimini desteklediğini sanıyor. Yada laik olduğunu söylüyorsun. Kimisi din düşmanı diye tanımlıyor, kimisi din ve devlet işini ayrı gören diye tanımlıyor.
  4. Doğadan uzaklaşma: İnsan kendinden uzaklaştığı gibi topraktan, hayvanlardan yani hayattan uzaklaşıyor. 
  5. Trajedi Hissinin Kaybı: Trajediye, üzücü olaylara bakış açısı da günden günden kayboluyor. Trajedi modern insanın eğlence kültüründe önemli bir pay almış durumda. Televizyon kanallarının reytinglerinde trajedik olayların etkisi olduğu söyleniyor.
Devamını Oku

29 Mart 2017 Çarşamba

Senenin İlk Çeyreğinde Okuduklarım


Senenin ilk çeyreğini ulaştığımız şu günlerde okuduğum kitaplardan bazılarını buraya ekliyorum. 

Hayat Nedir? l Mehmed Ali Ayni
Yazar, iki öğrencisinin hayatın ne olduğu sualine cevap olarak kitabı kaleme almış. Hayat
nedir? suali etrafında filozofların fikirlerini, hayatın ve ölümün batıda ve bizde ne anlamlar ifade ettiğini anlatıyor. Ölüm bahsinden olarak intiharı anlatmaya çalışıyor. Son olarak tavsiye niteliğinde mutluluk bahsini anlatıyor. Mutlu olmak için şart nedir? diye soruyor ve ‘mutluluğu aramamak, kendine kendine yetebilmek’ cevaplarını veriyor. 

Beynin sırları l Pelin Çift - Sinan Canan
Beyin üzerine yazılan en anlaşılır kitaplardan bir tanesi olsa gerek. Aşk, şiddet, uyku, zihin kontrolü ve daha fazlası… beyinde nasıl gerçekleşir? Bu konuları okuyucuların rahatlıkla anlayacağı bir dille sunuyor. Pelin Çift’in soruları, Sinan Canan Hoca’nın bilgi ve tecrübeleri ile anlatılıyor.


Beş Şehir l Ahmet Hamdi Tanpınar

Senelerden beri okumak istediğim, okuduktan sonra da okumak için geç kaldığı düşüncesine kapıldığım bir kitap. Yazarın Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’da yaşadıklarından hareketle oluşan düşünceleri kitabın içeriğini oluşturuyor. Yazar, bu şehirleri kullandığı kelimeler ve tasvirleri ile ilmek ilmek işlerken, bir şehrin insanları, tarihi ve kültürü en iyi nasıl anlatılır sualinin cevabını veriyor.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu l Peyami Safa
Peyami Safa’nın sevilen romanlarından bir tanesi. Okurken çok fazla etkilendiğimi söylemeliyim. Aşkın, bedenin bir uzvunu kaybetme endişesinin, yoksulluğun verdiği acılar insanın gözünde film şeridi gibi canlanıyor.


Ünlü Rus yazar Tolstoy’un Hz. Muhammed’in(sav) bazı hadisi şeriflerini bir araya getirdiği, gene Tolstoy’un din ve İslamiyete ilişkin düşüncelerinin yer aldığı kitap. Tolstoy’a itimadı olan bir aile mektup yolu ile çocuklarının hangi dine mensup olmalarının iyi olacağını soruyor. Tolstoy da İslamiyet’in daha sağlam temelleri olduğunu vurguluyor.

Dikkat Psikoloji l Theodule Armand Ribot
Dikkat nedir? Kontrol edilebilir mi? Yazar, anlık ve gönüllü dikkat ayrımı yapıp iki konu başlığını da örneklerle ifade ediyor. Anlık dikkatin öğrenme yolu ile geliştirilerek, gönüllü dikkatin sağlanabileceğini ifade ediyor. Gönüllü dikkatin de başarı için çok önemli olduğu vurgusu yapıyor.

Felatun Bey ile Rakım Efendi l Ahmet Mithat Efendi.
Biri batı özentisi olarak, diğeri ise gerçek manada çağdaş ve gerçekçi biri olarak yaşayan iki kişinin, Felatun ve Rakım Efendilerin, hayatlarından kesitler anlatılıyor. Çok tartışılan ve iki konu, batı hayranlaığı ve çağdaşlık kavramları irdeleniyor. 

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat l Şemsettin Sami
Türk Edebiyatının ilk romanı olarak bilinen kitap adından anlaşıldığı üzere Talat ile Fitnat’ın aşkını anlatıyor. Aşkı için kadın kılığına giren Talat, istemediği adamla zorla evlendirilen ve evlendiği Ali Bey ile kader birliği tuhaf tesadüflere denk düşen Fitnat. Sevdaları uğruna canlarına kıyan iki genç aşık, kaderin cilvesi karşısında deliren Ali Bey. Duygu dolu bir hikaye. Günümüzde gençler arasında kısa soluklu sevdalar ile kıyaslayınca tuhaf gelebiliyor insana. 

Sergüzeşt l Sami Paşazade Sezai
Gene Tanzimat Dönemi Osmanlısında geçen bir aşk hikayesi. Aşkın yanısıra esir ticaretinin, esir kızların gözünden hayata bakışın yansıtıldığı bölümler… Esir bir kız ile efendisi arasında filizlenen aşkın hikayesi.

Ben Bana Güveniyorum l Rüya Turna
Günlerimiz sınavdan sınava koşturmaca içerisinde, daha yüksek puanların peşinde koşar bir durumda geçiyor. Seçme - yerleştirme sınavları hayatımızın her aşamasında varlığını gösteriyor. Böyle olunca seçilip seçilememeye dair kaygılar insanların hayatlarını önemli oranda etkiliyor. Rüya Turna’nın bu kitabı yoğun sınav kaygısı yaşayan öğrencilere yönelik hazırlanmış. Sınav kaygısı ile baş etme ve azaltma üzerine etkili olabilecek düşüncelere yolculuğa davet ediyor; sınava hazırlanan bir öğrencinin yaşadıkları üzerinden. 

Devamını Oku

22 Mart 2017 Çarşamba

Candan İleri


Askerlik yaptığım günlerde şiir olsun diye peşpeşe sıraladığım dizler. Ne kadar şiire benzedi bilemiyorum. Eski zamanları anarken hatırıma geldi. Paylaşmak istedim. (Bugünlerde askerlik yaptığım günler üzerine çok düşünüyorum galiba.)


Can'ım dolunaylı akşamların tutkunu
Canan'ım lacivertine aşık renklerin
Lacivert gökyüzünde dolunaylı akşamlar
Vaktidir gönülde gamın, kederin.

Mardin akşamları; sıcak ve kuru
Kurulukta yoğrulur sevda hamuru
Canım cananımı arar her yerde
Gözümden süzülür aşkın yağmuru

Gurbette akşamlar hüzünlü geçer
Hüznümün ortağı gökler ve yerler
Lacivert göklerin sessiz çığlığı
Gönlümden gözüme sirayet eder

Gönüller sevdanın kılıfın biçer
Her sevdanın hükmü gönülden geçer
Canımı pazara çıkarsam ne ki
Canansız canın hükmü ne eder.
                                        31.07.2015 - Mardin





Devamını Oku

19 Mart 2017 Pazar

Mim: Sizce Mutluluk Nedir?

Mutluluğun ne olduğu hakkında Her Çocuk Yeni Bir Dünya blogu bir mim başlatmış. Deeptone sayesinde bu mimden haberdar oldum ve hemen cevap vermeye çalıştım. Deeptone'nin ilgili yazısı için buraya. 

Mutluluk nedir?

Bana göre mutluluk; şükretmektir, paylaşmaktır, iyiliktir, sevmektir...
En önemlisi de sevmektir. Sevebilen insan her daim mutlu olabilecek bir şeyler bulabilir bence. Sevebilen, kuşlara, böceklere, çiçeklere, insanlara sevgi ile yaklaşabilen; Yunus Emre misali 'yaradandan ötürü, yaratılanı hoş görebilen' insanlar mutludurlar.
Mutluluk, her insanın içinde saklıdır.
Mutluluk hayatı ertlemeden, anı dolu dolu yaşayabilmektir.
Daha iyi bir dünya için çaba sarfetmek, yaşlılara-çocuklara-tüm insalara sevinç götürebilmektir.
Mutluluk, bir lokma ekmeği bölüşebilmektir.
Ve benim için mutluluk, akşamları eve gelirken oğlumun balkondan baba diye seslenmesidir...


Devamını Oku

15 Mart 2017 Çarşamba

Zihin Kontrol Yöntemleri

Algılarımız yönetiliyor mu? Zihin kontrolü gerçek mi? Çok konuşulan, tartışılan mevzular. 

İnsanların geniş kitleleri kontrol altında tutmak, toplumu yönlendirmek, isteklerini gerçekleştirebilmek hususunda en önemli silahlarından biri zihin kontrolü. Eğitim programları(müfredat) ile, televizyonki reklam ve programlar ile, basın-yayın yolu ile zihin kontrolü yapılabiliyor.  İlaçlar, kimyasal maddeler insan vücuduna/beynine etki ederek zihin kontrolünde kullanılabiliyor. Tabi bu yöntemlerin hiç biri tek başına kitlelerin Zihnini kontrol etmek için yeterli değil. Ancak bir arada kullanıldıkları takdirde geniş kitlelere etki edebiliyorlar. 
Pelin Çift ile Prof. Dr. Sinan Canan’ın hazırladığı Beynin Sırları kitabında zihin kontrol yöntemlerinden bazıları şu şekilde:

  1. Grup Baskısı: Ait olunan grubun değerleri övülürken, diğer grupların değerleri kötü gösterilir. Grup üyeleri, başka grupları kötü olarak algılamaya başlar.
  2. Eski Değerlere Saldırı: En fazla kullanılan zihin kontrol yöntemlerinden biridir. Eski değerlere, kişiliklere, sistemlere, toplumlara ağır eleştiriler şeklinde tezahür eder. Yeni bir fikri kabul ettirebilmek için eski fikirleri değersizleştirerek gözden düşürmek; düzen ve rejim değişikliklerini kolaylaştırmak gibi durumlarda kullanılır. Özellikle siyasilerin kendilerinden önceki dönem ve kişilikleri değersizleştirme çalışmaları bu şekilde zihinlerin kontrolüne misaldir.
  3. Meta iletişim: Konuşma ve yazma esnasında sürekli belli bir kelime grubunu ya da jargonu kullanarak karşı tarafa içerikten bağımsız telkinler verme durumu. Alışveriş yaparken, bu ürünü al-ırsanız… gibi, oyunuzu bize ver-irseniz gibi telkinler verilebilir. Meta iletişimde bende sizdenim, sizden değilim gibi üstü örtülü mesajlar da verilebilir.
  4. Lisan(Dil) suistimali: Lisanın kasıtlı olarak kötüye kullanılması ile insanların lisan yeteneklerini, dolayısı ile düşünme ve algı melekelerini sekteye uğratma durumu. Televizyon programlarında, dizilerde, sosyal medya aracılığı ile çokça kullanılan bir zihin kontrol yöntemi. İnsan lisan ile düşünür, lisan bozulmaya başlayınca düşünce sistemi de bozulur.
  5. Celp edilmiş söz yitimi (Afazi): Kelimelerin anlamlarında karmaşa yaratarak ve aslı olmayan kelimeler üreterek, iletişim yeteneklerini baltalamak ve insanları birbirini anlamaz hale getirmek. Birbiriyle konuşan ve dinleyen iki insanın aynı kelimelerden farklı şeyleri anlaması. Televizyon programlarında çok kullanılabilir. 
  6. Giyim kodları:  Giysilerde belli biçim ve işaretler kullanarak mesajlar verilmesi. Giysilere farklı anlamlar yüklenerek, ,nsanların etkilenmesi durumu.
  7. Slogan atma: En fazla kullanılan yöntemlerden biri. Kalabalıkların beyni yoktur sözünden hareketle, kalabalıkların düşünmeden ve sorgulamadan kabul ettiği bilinciyle kullanılan bir yöntem. Topluluğa ait düşünsel kalıplarının bireyler arasında bilinçsizce ve sorgusuzca kabul edilmesine yönelik sloganların atılması. 
  8. Parasal Bağlılık: Mali kaynaklar üzerinden yönlendirme yapma. İnsanları parasal yönden etki altına alıp, yönlendirebilme durumu. 
  9. Sosyal yalıtım: Tehlikeli veya riskli düşünce sahibi birey ve toplulukların genel topluluktan izole bir yaşam sürdürmesi. Canlı bombaların kimse ile irtibat kurmadan sadece aynı düşüncelerin empoze edilmesi durumu.
  10. Kontrollü Korku: Toplumu ve bireyi sürekli gergin, korkulu, bir halde tutmak üzere senaryolar üretmek. İktidarlar ve yönetimler tarafından halka karşı uygulanan bu yöntemdir. 
  11. Zihin dumuru / Limbik ateşleme: Beyinde, cinsellik, iştah, zevk gibi duyularla ilişkili bölgelerin aşırı olarak uyarılmasını sağlayarak, beynin zihinsel işlevlerini dumura uğratmak, bireyleri zevkperest robotlara dönüştürerek düşünme potansiyelini bertaraf etmek. Yazılı ve görsel medyada cinsellik ve eğlence temasını işleyen programlar.
Devamını Oku

8 Mart 2017 Çarşamba

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin - 3


Kısıtlı vaktimizde minik bir gezinin sonuna geliyoruz ağır ağır. Mardin'in yöresel lezzetlerini tatmadan gitmek olmaz düşüncesiyle tavsiye üzerine Sultan Sofrası lokantasına giriyoruz. Ne çok dar ne çok geniş olan alana lükse kaçmadan yerleştirilmiş masa ve sandalyeler. Biraz bekleyişten sonra siparişler geliyor: Mardin Kebabı, Mardin etli ekmeği, kaburga dolması ve şembeşekten(şam böreği) oluşan bir servis tabağında. Adana Kebabı'na benzeyen Mardin kebabı, et ile hamurun içiçe geçtiği etli ekmek, Şam börek ve kaburga dolması yemeye değer. Birbirinden lezzetli yemekleri tadarken, bölgenin kendine has kabında ikram edilen ayranla yüreğimizi ferahlatıyoruz.
Günün sonlarına doğru yaklaşıyorken, güneş taş duvarlar arasında parıltılarını toplamaya başlıyor. Belki talihimizden, belki dikkatsizliğimizden Mardin semalarını süsleyen güvercinleri göremeden şehirden ayrılma vaktimiz geliyor. Çatıların üzerinde oyunları, taklaları ve ani manevralarıyla izleyenleri mest eden bir kaç güvercinden daha fazlasını göremiyoruz.
Kahve kokularıyla ciğerlerimiz cezbeye gelmişken, kahve almadan şehirden ayrılmak olmaz. Yemen kahvecisi, Kimkim Spesiyal, Artukbey Kahve Kuruyemiş yanyana, karşı karşıya biri öbürüne mihnet etmeden müşterilerini bekliyor. Biraz telaşlı, biraz aceleciyiz; bir kahve dükkanına adımımızı atıyoruz. Her biri enva-i çeşit olmak üzere kahveler, badem şekerleri, lokum ve kuruyemişler, kolonyalar; Anadolu kilimlerini hatırlatır şekilde renk renk desen desen minik bir dükkan, ruhu bir hoş eden kokular arasında müşterilere kahve ikram eden çalışanlar…
Ellerimizde kahve poşetleri, hediye kutuları; yorgun bedenimize nispet edercesine dingin ve ferahlamış ruhumuzla  şehirden ayrılıyoruz. 

O günden bugüne, hafızamda canlı duruyor hatıralar: Birbiri üstüne yükseliyor gibi duran evler, hepsi birbirinden daha zarif telkariler, güvercinler, daracık sokaklar, dik merdivenler, kahve kokuları, lezzetli yemeler… 
Devamını Oku

5 Mart 2017 Pazar

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin-2


Kahve ve sabun kokuları içimi ürpertirken, hayran gözlerle etrafı süzerek ilerliyorum. Yokuşa yukarı attığım her adım yeni bir heyecan getiriyor yüreğime. Damları, dar sokakları, dar sokaklarda yürüyen atları, vitrinleri süsleyen eşyaları, taş duvarları heyecanlı gözlerle süzüyorum. Bir müddet amaçsız yürüyüşten sonra Ulucami yazan levhanın peşine takılıp ağır adımlarla merdivenlerden oluşan dar sokaktan iniyorum. İhtişamlı minaresi ötelerden gözüken caminin avlusundayım. Dikdörtgen avlunun orta yerinde sekiz köşeli bir sebil, hemen yanında sebili gölgeleyen bir ağaç. Avlunun öbür ucunda minarenin bulunduğu dama uzanan merdiven. Damın köşesinde kare şeklinde başlayıp, yuvarlak olarak devam eden minare. Birbiriyle uyumlu evlerin arasında caminin damında bulunan kubbenin ayrıcalıklı bir duruşu var. Birbirine paralel sütunların oluşturduğu caminin içi de avlu gibi dikdörtgen biçiminde. Ahşap giriş kapısının karşısı sayılabilecek bir noktada mübarek sakalı şerif ziyaretçilerin ilgisini kendinde topluyor. 

Caminin hemen yanında tarihsel dokuyu modernlikle buluşturan Mezopotamya kafesi. Kafenin damında özel olarak hazırlanmış seyir koltuğu biz içeri girince boşalıyor. Önünde herhangi bir masa veya sehpa olmayan, doğrudan uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasına yüzü dönük seyir koltuğu. Mezopotamya ovasına karşı kaçak çaydan yudumlarken şairliği tutuyor insanın: 

Çayın buğusu sevdayla buluşur dudaklarımda
Özlem taşır ufuklara deli rüzgarlar
Güvercinler uçar üstünde başımın
Ayaklar altında Mezopotamya
Sisler arasında bir nazlı gelin
Bahar müjdecisi kocaman ova
(Devamı için tıklayın)

Uçsuz bucaksız ovaya karşı çayımızı içip, şehrin türküsüne eşlik ettikten sonra yeni yaşanmışlıklara uzanmak için geldiğim yolu gerisin geri giderek tekrar ana caddedeyim. Daha yükseğe, yukarılara yürüyoruz. Cadde üzerinde sola dönüp dik merdivenlerden Zinciriye medresesine tırmanıyoruz. Medrese ibadet yeri, ders salonları, şimdilerde medreseyi yaptıran Melik Necmeddin İsa'nın türbesinin bulunduğu oda, talebelerin yattığı oda ve avludan oluşuyor. Avlunun ortasında doğum, hayat, ölüm temsilini vurgulayan çeşme sırasıyla, duvar, sandukayı andıran bir dikdörtgen ve avlunun tam ortasında bulunan havuzdan akıyor. Her devirde azizliğiyle bilinen su duvardan akarken doğumu, dikdörtgen içinde akarken hayatı ve büyük havuzda akarken ölümü yani ebediyeti temsil ediyormuş. Dilimli kubbelerin bulunduğu avludan Mezopotamya'nın hudutsuzluğunu seyretmek mümkün. Kadim şehrin tarihi dokusu ciğerlerimize dolarken çıkışta kullandığımız merdivenden farklı, dar ve karanlık merdivenlerden ana caddeye iniyoruz.

Doğum, hayat, ölüm tasvirini simgeleyen çeşme ve havuz

Bir sonraki durağımız Kız Meslek Lisesi, giriş kapısının yanında bulunan tabelasında yazan eski adıyla Olgunlaşma Enstitüsü. Ana cadde üzerinde yürürken gene sola doğru merdivenleri tırmanarak tarihi binanın bahçe kapısının önüne ulaşıyoruz. Kilitli bahçe kapısından giremesek de merdivenler üzerine oturup soluklanmak, soluklanırken de yeşil tarlaların gri bulutlarla buluştuğu ufukları seyre dalmak için ideal bir yerdeyiz. Şehrin büyüsüne kendimi kaptırmışken 'Mardin'in esprisini biliyorsun abi?' diye yanımıza sokulan iki çocuğun sesiyle kendime geliyorum. Neymiş Mardin'in esprisi diye sormaya fırsat bırakmadan süratle konuşmaya başlıyorlar: aynı anda, süratle ve tekerlemeye benzeyen espiriye ritim katarak. Ritimli ve kafiyeli, şiirsel bir söyleyiş. 'Eskiden evlerde' diye başlayıp 'küçük tokmak kadınlar için, büyük tokmak erkekler için' diye devam tekerlemeyi 'bizde buradan okul harçlığımızı karşılıyoruz' diye sonlandırıyorlar. Çocuksu bir gerçekçiliğin hakim olduğu koyu bir sohbetin ortasında buluyorum bir an sonra kendimi. Mardin'in hikayelerinden, çocukların hayallerinden bahsediyoruz. Çocuk yüreğinin saflığını duyuyorum doğu şivesine has kelimelerinde.

* Mardin hakkında yazının başlangıcı için, tıklayın
Devamını Oku

28 Şubat 2017 Salı

Bir Şehirle Tanışma Hikayesi: Mardin -1


Askerliğimi Mardin’in Midyat ilçesinde tamamlayışımın üzerinden neredeyse iki sene geçiyor. Askerlik dönemine ait hatıralar gözümde canlanıyor; hüzünlü, hasretli, neşeli hallerim gözlerimin önünden geçerken, soluduğum hava tatsızlaşıp, içimde biriken sesler boğazımda düğümleniyor. Askerlik günlerimin neredeyse her anında yanımda bulunan, samimiyetleri ve tatlı hatıralarıyla yüreğimde taht kuran iki asteğmen arkadaşıma, İlker ve Oğuzhan’a, selamlarımı ilettikten sonra Mardin’de geçen bir günü sizlerle paylaşıyorum.

Minibüs'ten beton zemine ilk adımı attığım anda bedenimi ve ruhumu sarıp sarmalıyor bilinmeyen bir şehrin yabancılığı: yabancı bir şehirde olmanın getirdiği tedirginlik ve bir şey ararmışçasına etrafı tarayan anlamsız bakışlar. istikametini bilmiyor ayaklarım. Hedefsiz, amaçsız, başıboş yürüyoruz bir müddet. Yanımda Bursa/Mustafakemalpaşalı İlker: veteriner asteğmen.

Eski Mardin'e gitmek üzere bekliyoruz durakta. Şehir içi minibüs önümüzde durduğunda kalabalığın arasında bir ses geliyor kulaklarıma: doğu şivesinin hakim olduğu bir söyleyiş, kalabalığın uğultusundan daha baskın. Yeşilçam filmlerinde 'aksaraayy, aksarayy, Sarıyer' diye bağıran muavinleri hatırlatan bir ses. 15-16 yaşlarında, sesi yeni yeni kalınlaşmaya başlamış bir delikanlı. Muavinliğini yapıyor minibüsün, 'gel abi, eski Mardin'e gider, ordan da geçiyoruz abi, kaptan inecek var' gibi sözler doğu şivesinin kedine has güzelliğiyle çıkıyor dudaklarının arasından.

Minibüs'ten iniyoruz mazinin izlerini taşıyan evlere uzanan sokakta. Cadde üzerinde yöresel eşyaların, telkarilerin satıldığı dükkanlar, yöresel yemeklerin yapıldığı esnaf lokantaları ile lüks restoranlar, sıra gecelerinin yapıldığı konaklar ile 'canlı müzik vardır' tabelaları camlarını süsleyen kafeler, dik yamaçlara doğru inişli-çıkışlı dar sokaklar. Dar sokaklarda, cadde üzerinde gidip gelen, kimi eskiden olduğu gibi şalvarlı, kimi modaya uygun giyinen, kimi artistik güneş gözlüklü, kimi başında uçları püsküllü örtüleriyle dolaşanlar(sonradan bu örtüye kefiye denildiğini öğreniyorum) yürüyen insanlar. At ve arabaların yük ve yolcu taşımacılığında rastgele kullanıldığı, nal izlerinin lastik izleri arasında kaybolduğu yollar. Damlarda çamaşır asanlar bir yanda, fotoğraf makinesinin karşısında poz verenler bir yanda, yabancıların yapmacık davranışları karşısında doğal ve samimi davranışlarıyla doğallığı yapaylığa baskın çıkaran hane sahipleri.

Eski ile yeninin, mazi ile atinin bir arada bulunduğu şehir. Geleneğin geleceğe uzandığı, geçmişin gelecekte hayat bulduğu mekanlar. Kilise ile caminin karşı karşıya durduğu, arap ile kürtün bir arada hayat sürdüğü, tarihsel dokusuyla kardeşliğin ve hoşgörünün diyarı.Ve üzülerek görüyorum ki, bu hoşgörünün yanında nefret tohumları da filizlenmeye başlıyor.
Devamını Oku

22 Şubat 2017 Çarşamba

İz Bırakan Kitaplar: Hz. Muhammed/Tolstoy


Dünya edebiyatının ünlü isimlerinden Tolstoy’un bu kitabını çok merak etmeme rağmen bugün okuma fırsatı bulabildim. Tolstoy müslüman oldu mu? Olmadı mı? Defalarca duyduğum olumlu ve olumsuz yanıtlar ile bu kitabı daha çok merak ediyordum. Tolstoy İslam hakkında ne yazmıştı?

Kitap üç bölümden oluşuyor.

Birinci bölümde hadis-i şerifler yer alıyor. Tolstoy’un Hz. Muhammed’in Hadisleri başlığıyla bastırdığı bir kitapçığın tercümesinden oluşan bu bölümde, özellikle ahlak, fakirlik, sevgi gibi mevzularla alakalı hadis-i şerifler var. Tolstoy’un kitapçığına ilave olarak hadis-i şeriflerin asıl kaynaklarının da sunulmuş. 

İkinci bölümde, bir anne ile Tolstoy arasındaki mektuplara yer verilmiş. Kocası müslüman, kendisi Hristiyan(Ortodoks) olan bir hanım, Tolstoy’a çocuklarının hangi dini seçmelerinin daha iyi olacağı sorusunu sorar. Tolstoy, mektup yoluyla anneye kendi görüşlerini aktarır. Tolstoy mektubunda İslam’ı en son ve en büyük din olarak tanımlarken, diğer dinlerin hurafelerden soyutlandığı takdirde İslam ile aynı olacaklarını ifade eder. Görüşünü çocukların İslam’ı seçmesinden yana kullanır. 

Üçüncü bölümde, Tolstoy’a ait itiraflar yer verilmiş. Tolstoy yaşadığı inanç ve anlam arayışı süreci, O’nun bu süreçte yaşadığı karmaşık duygular ve belirsizlikler ile felsefi sorulara verdiği cevaplar insanı düşünmeye sevkediyor. Hayatın amacını, mutluluğun nasıl olacağını sorguladığı bölümler ziyadesiyle düşünmeme vesile oldu. Özellikle Allah’ı arama üzerine düşünceleri, önce aklını, sonra tecrübelerini kullanmak istemesi ama içine dönebildiği takdirde fark edebilmesi ile Tolstoy Allah’ı bulur. Kendi tabiriyle Allah, ‘O’nsuz yaşanmayan şeydir. …. yaşam Allah’sız olmaz’. 

Tolstoy, İnsan Ne İle Yaşar kitabını itiraflarında anlattığı süreçlerin öncesinde mi sonrasında mı yazdı? Bilmiyorum. Zannımca ‘yaşam Allah’sız olmaz’ düşüncesi İnsan Ne İle Yaşar hikayesinin yazılmasına vesile olmuştur. Bu düşüncelerden sonra, İnsan Ne İle Yaşar’ı yeniden okumak lazım diye düşünüyorum.
Devamını Oku

15 Şubat 2017 Çarşamba

Mutsuz Olmak İçin Ne Lazım?


Mutluluk, tüm zamanların en çok konuşulan konularından olsa gerek. Hakkında yazılan, çizilen, söylenen sözlerin sayısını tespit etmek mümkün değil. Mutluluğa nasıl ulaşılır?, mutluluğun formülü, mutluluk sırları gibi konular günümüz insanının en çok merak ettiği konular arasında. Bu yüzden bu konular çok yazılıyor. bende daha önce mutluluk hakkında yazmıştım. Yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz. Değişiklik olsun için, bu defa mutsuzluğu yazmaya karar verdim.

Çoğumuz mutluluk arayışı içerisindeyiz. Günlük hayatta tanıştığım, konuştuğum insanlardan bol bol ‘mutlu olmak için ne yapmam lazım’ sorusunu duyuyorum. İnsan psikolojisi hakkında az buçuk bilgim olduğu kanaatini taşıdıkları için soruyorlar tabi bu soruyu. Nasıl mutlu olunur? Bu soruya tam ve kesin bir cevap vermek mümkün değil. Kendimce, bir kaç cümle ile mutluluğa dair kelam ediyorum, ama biliyorum ki, yeterli olmuyor. Yeterli olmayacaktır da. Bu cümleler ile mutlu olunmaz. Herhangi birinden mutluluğa dair bir kaç kelime dinleyip mutluluğa ulaşılmaz. 

Ahval böyle olunca, ben de mutsuz olduğunu söyleyen insanları gözlemlemeye başladım. (Mutlu olanları gözlemlemek isterdim ama, kimse mutlu olduğunu söylemiyor.) Mutlu olmak için ne yapılabileceğini kesin olarak kestiremesem de mutsuz olmak için ne lazım geldiğini müşahade etme fırsatım oldu.

Mutsuz olduğunu söyleyenler, daima mutluluğu arıyordu. Her daim mutluluğa özlem duyup, mutluluğu sürekli uzakta görüyorlardı. Oysa, mutluluk belki çok yakınlarındaydı. Düşündüm ve dedim ki; mutsuz olmak için mutluluk aramak, mutluluk arzusuyla koşmak lazım.

İnsan nedir? Hayat nedir? İnsanın hayata yüklediği bir anlam var mıdır? Hayat bize ne anlam ifade eder? Mutsuzluktan muzdarip insanlarda gözlemlediğim önemli hususlardan biri bu sorulara dair idi. Birçoğu bu sorulara cevap veremiyor, hayata dair bir anlam taşımıyorlardı. Kendilerine yabancılaşmış vaziyetteydiler. Kendilerini tanımıyorlardı. Kendini bilmeyen ve kendine yabancılaşan insan, mutsuzluğa yaklaşıyor.

Devamını Oku

25 Ocak 2017 Çarşamba

Kar Geceye Yakışır

     en çok da geceye yakışırdı kar
     gri göklerin altında
     dokununca,
     kaybolan güzelliğiyle...
     altında sokak lambalarının 
     sarıya dönen rengiyle.

     en çok da geceye yakışırdı kar 
     uzaktan bakınca 
     sıcak, samimi.
     yakından bakınca 
     soğuk ve ıslak.
     aynı zamanda 
     ürkek;
     ıslatıp üşütmeyen
     el değdirince sönen, 
     ve etrafında sokak lambalarının 
     pervanece dönen güzelliğiyle.

     en çok da geceye yakışırdı kar 
     sessizliğinde gecenin.
     kıpır kıpır düşmedeyken toprağa
     inceden ince,
     ve olabildiğince 
     yakın olarak yüreğe.
     yararak karanlığını gecenin
     üşümesin diye
     üstünü örtmedeyken toprağın
     en çok da geceye yakışırdı kar. 

Devamını Oku