20 Ağustos 2017 Pazar

Ağustos 20, 2017 3

Hayat


Hayat, hüzünlü ve mutlu anların toplamından ibaret
İniş çıkışların, düşüp kalkmaların.
Bazen kelebekler uçuşur yüreğimizde,
Bazen fırtınalara ram olur benliğimiz.
Nasıl ki gebeyse gündüz geceye
Nasıl, her gecenin ardından güneş
Doğuyorsa ve yüreğimizi aydınlatıyorsa
Hüzün ve mutluluk da öyledir işte
Biri gider, biri gelir…
Bir güvercin pervanelerce döner etrafımızda
Omzumuza dokununca tazelenir umutlarımız
İçimizdeki kelebek ölür günün sonunda
Fil devrilişiyle yere çakılır yarınlarımız

Kimbilir?
Belki yere çakılan hayallerimizdir, bizi ayakta tutan
Düştüğümüz yerden bir aslan kükreyişiyle kalkışımız,
Yeniden hayata sarılışımız.
Belki, Hasan Harakani’nin(k.s) dediğidir;
Sıkıntının bereketidir bizi ayakta tutan

Her şey tadında güzel.
Bir gün ‘son’a ermesi kaçınılmaz hayatta
‘Son’ludur hayata dair ne varsa.
Hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, hayallerimiz…
Mesele, düştüğümüzde yeniden doğrulabilmek,
Ve umut dolu gözlerle hayatı tutunabilmek.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Ağustos 14, 2017 8

Mahrem Macera - Şeyh Hamidu Kan I KitapYorum(11)


Kitap ve Yazar Hakkında


Yazar: Şeyh Hamidu Kan
Çevirmen: Saim Akmehmet
Yayınevi: Özgün Yayıncılık
Sayfa: 184 sayfa

Şeyh Hamidu Kan Senegalli bir yazar. Medrese usülü eğitim gördükten sonra Fransa'da felsefe eğitimi almış. Mahrem Macera'da eğitim sürecinde yaşadığı çatışmaları, içsel bunalımları anlatmış. Kitap bu haliyle otobiyografik roman özelliği taşıyor. Kitabın başkahramanı Samba Diello yazarın şahsını yansıtıyor.

Özet ve Yorum

Yer Afrika’nın Dillobe ülkesi. Olaylar çoğunlukla Samba Diallo’nun etrafında cereyan ediyor. Diallobe ülkesi Samba’nın yaşadığı devirlerden iki asır evvel beyaz adam tarafından işgal edilir. Diallobeliler ne olduğunu bile anlayamadan işgal edilmiştir memleketleri. İlk zamanlar halkı yıldıran savaş aletlerinin yerini batı emperyalizmi ve materyalizmi alır. Samba Diallo işte bu devirde iç dünyasında madde ile mananın savaşıyla karşı karşıya kalır. 
Samba, atalarının kültürünü yaşatmaya devam eden, Allah’a kuvvetli bir iman ile bağlı ve medresede eğitim gören bir genç. Modernizm ile beraber Diallobe halkı birer ikişer medreseyi bırakıp yeni okullara gitmeye başlarlar. Samba Diallo’da gidenlerin kervanına kapılır. İsteksiz ama gayretli bir şekilde yeni okulda öğrenime başlar. Yeni okula giderken ve sonraki süreçte asıl amacı teyzesinin öğüdünü gerçekleştirme isteğidir. Diallobe ülkesinin prensesi olan teyzesi Samba’ya şöyle demişitr: ’Git ülkelerine, haklı olmadan insan nasıl yenebilir onu öğren!’  Samba sonra Fransa’da felsefe eğitimi alır. Yeniden ülkesine döndüğünde kafası karmakarışık durumdadır. 

Temelde doğu ile batının fikir dünyasında  meydana gelen değişimler, ağır ağır batılı hale gelen bir toplumun geçirdiği sancılar anlatılır. Yazar bunları Samba Diallo özelinde anlatır. Samba Diallo’nun iç dünyasında meydana gelen çekişmeler, bir yandan gönlünün Allah’a yakınlığının huzuru, diğer yanda gittikçe hayatını manasız hale getiren maddeye endeksli hayat. Samba, bu gelgitler arasında kendini kaybetmeye başlar. Ne tam olarak batının materyalizmini benimseyebilmiştir. Ne de İslam’ın manaya verdiği değeri koruyabilmiştir.

Alıntılar

‘Biliyorsunuz, biz siyah öğrencilerin yazgısı, bir bakıma biraz da posta tatarınınkine benziyor. Evimizden çıkarken, kesinlikle geri dönüp dönemeyeceğimizi kestiremiyoruz. Yolun sonunda kendi maceramıza yeniliyor, tutsak düşüyoruz. Birden anlıyoruz ki, tüm yolculuğumuz boyunca durmaksızın değişmiş ve sonunda bir başkası olmuşuz... Kimi kez de değişim tamamlanmaz, bizi ikircikli bir duruma sokar ve şaşkınlıkla olduğumuz yerde kalakalırız. O zaman yüreğimiz utanç dolu, saklanacak yer ararız!..’

‘Bizim ilk hareketimiz onların yaptığı gibi yenmek değil sevmektir.’

‘Tüm bunlar bir yana, insan, durmadan mal biriktirdiği şu günümüzdeki kadar mutsuz olmamıştır hiç. Dünyanın hiçbir yerinde, şu biriktirmeye meylettiği yerdeki kadar düşmemiştir. Bu da bana Batı tarihinin, insanın yekdiğerine verdiği güven duygusundan yoksun olduğunu gösteriyor. İnsanın mutluluğu için ancak Allah'ın varlığı ve güvencesi gerekir.’


10 Ağustos 2017 Perşembe

Ağustos 10, 2017 16

Kars Veda Ederken(2)


Azeriler, Kürtler, Terekemeler ve yerliler. Kars'ta yaşayan insanlar kendilerini bu isimlerle tanımlıyorlar. Kişisel ve kültürel özellikleri, kullandıkları dil, adetleri birbirinden farklılık gösteriyor. Azeriler Azerbaycan'dan gelip yerleşmişler Kars'a, şehir merkezinde etkinler. Terekemeler Kafkasya'dan gelen insanlar. Köylerde, şehir merkezinde hayatlarını sürdürüyorlar. Kürtler ve yerliler köyde de, şehirde de var. Zaman zaman gruplar arasında anlaşmazlıklar olabiliyor(eskiden daha fazla oluyormuş). Bu anlaşmazlıklara rağmen samimi, içten diyaloglar da var gruplar arasında.

Kars Osmanlı'nın son devirlerinde Rus egemenliği altına girmiş. Meşhur 93 harbinde sonra, 40 sene Ruslar hüküm sürmüş şehirde. Günümüz Kars’ında Rusların izleri hala hala belirgin; taş binalar, caddeler, yaşam tarzı.

Kars tarihi ile de ilgi çekici bir öneme sahip. Orta Asya’dan akın akın Anadolu’ya gelen ceddimiz evvela Kars’a uğrar, yol Kars’tan geçer. Malazgirt Zaferi ile kapılar açılmadan evvel Sultan Alpaslan Kars’ı(Anı) fetheder. Anı o dönemin en gelişmiş, kalabalık şehirlerinden olup, Ermeni Krallığının başkenti konumundadır. Ticaret yollarının da üzerinde bulunması dolayısıyla kalabalık ve gelişmiştir. (Anı Harabeleri yazısına buradan ulaşabilirsiniz) 

Kars soğuğu ile meşhur şehrimiz, kar ile, tipi ile.  Soğuğu hafızalara karı, tipiyi getirse de bunların yanısıra bir de kaz var, Kars ile özdeşleşen. Ayağı kar gören kazın daha lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılan, ’Kazın ayağına kar değmeden…’ sözü Kars, kar ve kaz arasındaki ortak kaderi ifade ediyor. Bu yüzden kaz kışın daha çok kıymetleniyor. Kışın sert geçen günlerinde hayat mücadelesi hayli zorlaşıyor. Ancak kışın da kendine has güzellikleri olabiliyor. Çıldır Gölü kış mevsiminde Kars için ilgi çeken yerlerden. Buzun üstünde mangal yapanları, at arabası ile gölün üstünde dolaşanları görmek mümkün olabiliyor. Gene Sarıkamış kayak tesisleri kış aylarında yoğun olabiliyor. Sarıkamış, ismi şehitlerimizle birlikte anılan, vatan sevdasının ruhumuzda yaptığı etkiyi hatırlatan dokusuyla Kars’ın bir ilçesi. Onbinlerce şehidimizin nidaları dağlarda yankılanırken, dik yamaçlardan dökülecekmiş gibi duran kar yığınları insanın içini ürpertiyor. Sarıkamış’ta şehitlerin hatırasını yaşatmak için her sene Şehitleri anma etkinlikleri düzenleniyor.(Etkinlikle alakalı yazı için tıklayın).

Kars’a giderken yolculuğumuzun bir kısmı Aras Nehri kıyısında seyreder. Şehre veda ederken, son kez Aras kıyısından geçtim. Derin düşüncelerin, karmaşık duyguların ortasında Aras gibi bulanık ve hayatın akışına kendini bırakmış olarak. Kars’ta geçen seneler. Hatıraları her zaman taze kalacak günler, simaları her zaman canlı kalacak insanlar; iş arkadaşları, gönül dostları, öğrenciler, Kars’ta Yaşayan Sivaslılar.

Not: 2/2

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Ağustos 09, 2017 24

Kars'a Veda Ederken(1)

facebook/karsfotografkulubu sayfasından alınmıştır.

Vedalar her zaman zor gelir ya insana. Bir şehre veda etmek de üzüyor insanı. Ve, insan veda ederken farkeder bazı şeyleri. Mazide kalan günlere dair keşfedilmemiş güzellikleri. Bende o şekilde daha önce farkına varamadığım onca güzelliği keşfettim. Son kez kaleden şehre bakarken, Ebul Hasan El Harakani türbesine son kez girerken, Kazımpaşa’da son çayımı yudumlarken, bir dosta veda ederken ve otobüsün camından kaleye el sallarken… Her şeyin sonunu yaşarken farkettim bazı güzellikleri. Bu güzellikler biraz da maziye duyulan özlemin, ömürden geçen günlere sitemin yankılarıydı belki. Bilemiyorum. 

Bir dosta veda eder gibi, bir dosttan ayrılır gibi bir hüzün çöktü yüreğime. Kars, mükemmel bir şehir değil. Kars’ta geçen günler de mükemmel değildi. Fakat, Kars’ta geçen senelerin biriktirdiği hatıralar, onca yaşanmışlık bir şekilde hüzne sokuyor insanı. 

Dört sene evvelinde mesleğe atılan ilk adımların heyecanı, memleketten  uzak düşecek olmanın burukluğu ile geldim Kars'a. Soğuğu ile meşhur olan şehre gelişim güz yağmurlarının toprağı dövdüğü günlere denk gelir. Şiddetli yağışlar günlerce devam etti. Ve, o günlerde şu dizeleri yazdım defterime: 



Karşıladı beni güz yağmurları
Yağmura karışıp eser rüzgarı
Sivas’tan da soğuk olur kışları
Üşürsün, dedi Kars, ta derinlerden. 
(Devamı için tıklayın)


Bir gün henüz tamam olmadan, şehrin sokaklarına aşina, birbirini dik kesen caddelere hayran olmuştum. Keşke diyordum içimden, caddeler, sokaklar biraz bakımlı olsa. Bugün veda ederken de aynı şeyleri söylüyorum.

Kars’a ilk gittiğim günler. Birbirini dik kesen sokaklarına, şehrin hamisi gibi ihtişamlı duran kalesine, kalenin burcunda her daim dalgalanan bayrağa hayran kalmıştım. Kaldığım yerden akşam saatlerinde, güneşin eteklerini şehirden çektiği vakitlerde kale burcunda dalgalanan ay-yıldızı uzun uzun seyrederdim. Rüzgarla kavga edercesine hırçın ve coşkulu dalgalandıkça, yüreğim ürperdikçe ürperirdi. Ben düşüncelere dalardım. Düşünürdüm. Hudut şehirlerinin ortak kaderini. Bu kader, savaşların, vur-kaçların, arbedelerin, iki ülke arasında el değiştirmelerin, birbirinden ayrı düşen akrabaların memleketi olarak gözümde canlanırdı. Kars böyle bir hudut şehrimizdi. Ve Osmanlı’nın son demlerinde Ruslar’ın tahakkümü altına girmişti. Kale burcunda şehit olan nice yiğitleri, ismi Kars ile özdeşleşen, hatıraları canlı duran; Gazi Ahmet Muhtar Paşa’yı, Kazım Karabekir Paşa’yı, Deli Halit Paşa’yı düşünürdüm.

Daha dün yapılmış gibi dimdik ayakta duran Kars Kalesi ilk olarak Saltuklular tarafından yapılmış. Osmanlı Devrinde çeşitli tadilatlar ile bugüne kadar ulaşmış. Bu tadilatlardan en önemlisi 3. Murad devrinde Lala Mustafa Paşa tarafından yapılan tadilat. Zira bu tadilat esnasında Ebul Hasan Harakani Hazretlerinin kabrinin yeri tesbit ile bir türbe yapılmış. Ebul Hasan Harakani Hazretleri atalarımızın Anadolu’ya ilk adımlarını attığı günlerde, savaş meydanına şehadet şerbetini içmiş. O günden bugüne hudut şehrimizde memleketin manevi bekçiğini yapıyor. Ebul Hasan Harakani Hazretleri türbesinin varlığı Kars’a olan hayranlığımda her zaman en önemli yeri tuttu. Tutmaya devam ediyor. (Ebul Hasan El Harakani Hazretleri hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.)

Yazının devamını okumak için tıklayın.

Not: 1/2

6 Ağustos 2017 Pazar

Ağustos 06, 2017 14

Ebul Hasan El Harakani (k.s)

Facebook/KarsFotoğrafKulübü sayfasından alınmıştır.

Kars'ta yaşadığım bir kaç sene boyunca en sevdiğim yerlerden biri Evliya Cami ve Hasan Harakani Hazretleri türbesi idi. Canım sıkıldığında, boş vakitlerimde öylesine gidip ruhumu dinlendirdiğim bir mekan. Cami ve türbe yanyana. Yanlarında eski mezarlarda var. Cami Osmanlı Döneminde Lala Mustafa tarafından yapılmış. Gene aynı gümlerde Hasan Harakani’nin kabri bulunup, caminin yanına türbe yapılmış. 

Ebul Hasan el Harakani Hazretleri, Anadolu’nun manevi mimarlarından olup, Türklerin akın akın Anadolu’ya geldiği günlerde yola çıkanlardan. Selçuklular’ın Anadolu’ya adım attığı devirlerde O da hem kılıcı ile hem de ilmi ile mücadele edenlerden. Ebul Hasan Harakani Hazretleri’nin çok sayıda talebe ve hafız yetiştirdiği, kapısına geleni boş çevirmediği, sofrasından fakirlerin eksik olmadığı, dergahının her daim açık olduğu bilinmektedir.  
Tasavvuf ehli bir çok kişinin kabri Orta Asya bölgesinde olmasında rağmen, Ebul Hasan el Harakani Hazretleri kabri Türkiye’de olan büyük velilerden biri. Anadolu’nun manevi mimarlarından olup, türbesi sürekli olarak il dışından bazen ülke dışından gelen ziyaretçileri ağırlamakta. 

Ebul Hasan el Harakani Hazretleri Çağrı Bey döneminde Anadolu’ya gelmiş. Gazneli Mahmut ile Tuğrul ve Çağrı Beyler ile görüştüğü, Gazneli Mahmud’u Hindistan içlerine, Tuğrul ve Çağrı Beyleri de batıya yani Anadolu’ya ilerlemeleri doğrultusunda desteklediği zikredilmektedir. Selçuklu ordularında savaşlara katılmış, 1033 senesinde Kars Yahniler Dağı’nda savaşırken şehit olmuştur. 

Sözlerinden

"Bir mümin kardeşini sabahtan aksama kadar incitmeyen kimse, o gün aksama kadar Peygamber Efendimizle yaşamış olur. Eğer bir mümin kardeşini incitirse, Allahü Teâlâ onun o günkü ibâdetini kabûl etmez."abul buyurmaz."

"Türkistan'dan Şam'a kadar olan sahada birinin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır, birinin ayağına çarpan taş, benim ayağıma çarpmıştır. Onun acısını ben de duyarım. Bir kalpte üzüntü varsa, o kalp benim kalbimdir."

''Gönlünüz hüzünlenince bunu ganimet biliniz. Çünkü insanlar sıkıntılarının bereketiyle bir yerlere gelirler.''


''Yeryüzünde gezen nice kimse vardır ki, ölüdür; yeraltında yatan nice kimse vardır ki, diridir.''


4 Ağustos 2017 Cuma

Ağustos 04, 2017 20

Mim Yazısı


Yüreğimin İklim blogunun başlatmış olduğu bir mim etkinliği var. Güzel ve anlamlı bir mim. Bazı soruların cevapları, henüz soruları okurken hemen zihnimde canlanırken, bazı cevaplar için düşünmeme gerekti. Bu da bazı konularda farkındalık kazanmamı sağladı. Yüreğimin İklimi blogunun mim yazısını linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Benim cevaplarım için. Buyrun, başlayalım. 

SÜREKLİ ERTELEDİĞİM   Spor…

YAZIN EN ÇOK ERTELEDİĞİM  Havalar sıcak olunca herşey…

KAFAMI YASTIĞA KOYDUĞUMDA  Hemen uyurum.

EN ÖZENDİĞİM Her şeye rağmen mücadele ruhunu kaybetmeyenler….

OKUDUĞUM  KİTABIN 125. SAYFA 5. CÜMLESİ  Mitat ENÇ / BİTMEYEN GECE kitabını okuyorum.  ‘Ancak, düzenimi bilmeyen birinin gayretkeşlik gösterip bunları kendinin uygun bulduğu bir yere koyması durumunda sorunlar başlıyordu’.

SON GÖRDÜĞÜM RÜYAM Rüyalarımı çoğunlukla hatırlamıyor, hatırladıklarımı da hemen unutuyorum.

İNANDIĞIM EN BÜYÜK YALAN  Hocam, ders işlemiyoruz zaten. Biraz konuşalım mı…(Lisede derste beklemek yerine benimle sohbet etmek isteyen haylaz öğrenciler)

BİR SUÇ İŞLEYECEK OLSAM  Canımı sıkan birini dövmek isterdim galiba.

HEDİYE EDECEĞİM BİR MÜZİK 



ELİMDE OLSA ( GELENEK) Düğünlerdeki adetlerden bazıları.

DALGA GEÇTİĞİM  ÖZELLİĞİM  Çok zayıf olmam….

BENCE  İNSAN  unutmakla malüldür.

DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİM ÖN YARGIM  Yok. Önyargılı biri değilim heralde.

BENİ ETKİLEYEN FİLM  Dram filmlerini daha çok severim.

















HAYATIMDA DEVAMLI DUYDUĞUM NASİHAT  Paranı düzgün harca. Bir ev sahibi ol:))

KÖTÜ BİR KAREKTER OLMAK İSTESEM Erol Taş olurum:)))

KENDİMİ DEŞARJ ETMEM İÇİN  Güzel demlenmiş bir çay eşliğinde düşüncelere dalarım.

BENİ TANIMAYAN İNSANLARIN HAKKIMDAKİ ÖNYARGILARI  Bilmiyorum. Hiç düşünmedim.

KARDEŞİMİN  gençliğin vermiş olduğu sorumsuzlukt

İZLEDİĞİM FİLMDEN REPLİKLER   Son günlerde film izlemediğim için replik koyamıyorum maalesef :(


Katılmak isteyen herkesi mimliyorum. Güzel bir mim, bence katılın.


1 Ağustos 2017 Salı

Ağustos 01, 2017 26

Hoş Geldin Dedi Kars*


Bir selam etmeye kalmadan daha 
Hoş geldin dedi Kars, ta derinlerden 
Hazırdı yüreğim of ile ah'a 
Bizdensin dedi Kars, ta derinlerden.

Uzaktan seyrettim kale burcunu 
Yedim rüzgârını, içtim suyunu 
Daha çözemeden hiç bir huyunu 
Çözersin dedi Kars, ta derinlerden

Çektim ciğerime temiz havayı 
Her nefes az daha deşti yarayı 
Burda yaşam için akla karayı 
Seçersin dedi Kars, ta derinlerden

Daha olmamışken günün akşamı
Dağladı iyice gönül yaramı 
Sılada gözleri yaşlı anamı 
Özlersin dedi Kars, ta derinlerden

Geldimdi çabucak gitmeye hazır 
'Bir söz vardır dilden dile dolaşır: 
Kaleye çıkanlar yedi yıl kalır' 
Kalırsın dedi Kars, ta derinlerden.

Karşıladı beni güz yağmurları
Yağmura karışıp eser rüzgârı 
Sivas’tan da soğuk olur kışları 
Üşürsün dedi Kars, ta derinlerden

Bin yıllık tarihten bakınca geri 
Görünür ecdadın ayak izleri
Yurda giriş yapan o yiğitleri 
Görürsün dedi Kars, ta derinlerden

Alpaslan devrinde tutmuş mayası 
Hasan Harakani(k.s) olmuş ihyası 
Uzaktan bakıpta hor görme Kars’ı 
Seversin dedi Kars, ta derinlerden

Yaz dedi aklına bütün bunları
Gün gelir anarsın hatıraları 
Yazamam demeden koydu noktayı 
Yazarsın dedi Kars, ta derinlerden.


* 2013 senesinde Kars'a gittiğim ilk günlerde yazmıştım. Bugünlerde Kars'a veda edişimle hatıralar tekrar canlandı gözümde. 

30 Temmuz 2017 Pazar

Temmuz 30, 2017 14

Hikayeler - Cahit Zarifoğlu I KitapYorum(10)


Zarifoğlu, okuması anlaşılması zor bir şair ve yazar. Daha çok şairliğiyle bildiğimiz biri. Ancak şiirleri yanında deneme, hikaye, günlük gibi nesir çalışmaları da var. Şiirlerini ve hikayelerini okurken imge yüklü kelimelerin ardındaki anlamı yakalamak zor oluyor. Bu haliyle Zarifoğlunun kendine has bir üslubu var.

Kitap içerisinde 11 hikaye var. Hikayeleri okurken zihin yoğunluğu artıyor insanın. Yoğun ve derinlikli bir anlatım, insanın zihnini her an canlı tutmaya zorluyor. Bir yandan olayları anlamlandırmaya çalışırken, bir yandan uzun ve karmaşık betimlemelerin güzelliğine hayran olmakla meşgul oluyor zihniniz. Hikayelerin ustalıklı gözlemlerin neticesi olarak ortaya çıktığını anlamak, hikayelerin vermek istediği mesajı anlamaktan çok daha kolay. Paragraflar şiir gibi cümleler ile dolu. Bu da okurken insanı zorlayan, düşündüren bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Kitabın son sayfasını okuyup, kapağını kapattıktan sonra düşündüm. Bu kitaptan ne anladım? Bir yandan hiç bir şey anlamamışım gibi, bir yandan düşünce dünyam genişlemiş gibi bir hisse kapıldım. Biri sorsa ‘ne anladın’ diye, anlatacak bir şeyim yok gibi. Aynı zamanda anlatmakla bitmeyecek kadar çok anladıklarım. 

Arka kapak yazısı yazarın üslubu hakkında kısa ve öz bilgi veriyor: ‘Cahit Zarifoğlu'nun Hikâyeleri, özellikle İns anlatısı, edebiyatımızda kendine özgü, özgün bir çizgidir. Sanatsal olgunun, anlatı türünde bu denli yoğun öne çıktığı nadirdir. Bu tatla okunabilen eser sayısı da sınırlıdır. Şiirin hemen yanıbaşında yer alan öyküleri de, şiiri gibi güç anlaşılır. Okundukça intibak edilen ve sevilen bir tarzı vardır.’

Alıntılar

İnsan kendi formundan, kalıbından bir iki milimetre yana kaymış, yeni çehre, yeni gök algısı, yeni yaşama olanağı belirmiştir. (syf-33)
Az az ölüyoruz her gün. Yağmurdan havadan söz eder gibi, insanın her gün az az öldüğünü görüyorum, her yanda gördüğüm insanların.(syf-84)
Bindokuzyüzyetmiş sonbaharındaotobüsü durdurunca bir ağaayakkabılar ayağımızdapeşipeşinealnımızda olankabul edenve öpen serinlik. (syf-127)

27 Temmuz 2017 Perşembe

Temmuz 27, 2017 18

Üniversiteye Giden Yolda Gençler



Ergenlik dönemi özelliklerinden bazıları şunlar: ergenin kendisi üzerine düşünmeye daha fazla meyilli olması, kendine aşırı güven duyması, başkalarından farklı ve biricik olduğu hissi taşıması. Bu özelliklerin getirisi olarak ergenler bazı dönemlerde gerçekçilikten uzak, akılcı olmayan şekilde düşünüp o doğrultuda davranabiliyorlar. Bu dönem gençlerin büyük çoğulluğu lise döneminde ve üniversite sınavlarına hazırlık sürecindeler.

Dört senedir lisede, ergen veya gençler ile çalışan biri olarak bu özelliklerle alakalı gözlemlerim oldu. Bu özellikler kontrol edilmediği takdirde sınav süreci için olumsuz getirilerle sonuçlanıyor. Öğrenciler kendilerine olan aşırı güvenin etkisiyle sınavı kolaylıkla yapabileceklerini, son zamanlarda biraz göz atma ile konuları öğreneceklerini sanmaktalar. Durumun böyle olmadığını farkettiklerinde ise çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor. Özellikle mülakat/yetenek sınavlarında bu durumu daha fazla gözlemlemek mümkün. Öğrenci, 20 saniyede belli bir mesafeyi koşması gereken bir yarışta kendine çok fazla güvenebiliyor. Hiç antreman ve hazırlık yapmadığı halde, o koşuda başarılı olacağına inanıyor.

Kendilerini diğerlerinden farklı görme hissi(Kendini diğerlerinden yüksekte görme olarak algılanmasın) özellikle tercih dönemlerinde daha fazla ön plana çıkıyor. Üniversite tercihleri geçtiğimiz günlerde yapıldı. Tercih yapan öğrencilerde bu durumu şu şekilde gözlemledim. Büyük çoğunluk, seçtiğim bölümü benden başka tercih eden olmaz ki zaten, diye düşünmekte. Oysa bahsettikleri bölüm çok popüler bölümler arasında olabiliyor. Gerçekçi olmayan bir şekilde kendinden başka o bölümü tercih edenlerin sayıca az olacağını ve o bölüme çok büyük ihtimalle yerleşeceklerini düşünüyorlar.(Olayları kendini merkeze koyarak düşünme)

Üniversite mezuniyetinden sonra iş imkanı kısıtlı olan bazı bölümler var. Gene bu bölümler ile alakalı olarak gerçekdışı bir düşünceye kapılabiliyorlar. Birçoğu, mezuniyetten sonra işe(devlet kadrosuna) girecek olan az sayıda kişi arasına gireceğini düşünüyor. O kişiler arasına girme ihtimalleri var tabi. Ama iyi bir çalışmanın sonucu olabilir bu durum.

Öğrenciler yaşları itibariyle bu özellikleri fark edemeyebilirler. (Muhtemelen o dönemlerden geçerken biz bu durumun farkında değildik.) Aileler ve yetişkinler olarak bu durumun farkında olmalı, bu bilinçle öğrencilere yardımcı olma gayreti içerisine girmeliyiz. Bu durumu öğrencilere izah etmek zor olabilir. Ama bu zorluğa rağmen onlarla iletişim kurarak, anlayacakları dille durumu anlatmalıyız. Bu anlatımı yaparken, yargılayıcı, suçlayıcı, aşağılayıcı iletişim tarzlarından kesinlikle kaçınmalıyız. 

‘Üniversite hazırlık ve tercihlerle alakalı aslında olması gereken nokta öğrencinin önce kendini tanıması, sonra ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bir meslek için hazırlık ve tercih yapmasıdır’. 

25 Temmuz 2017 Salı

Temmuz 25, 2017 10

Bir Gün Daha Eksiliyor Ömrümüzden


Bir gün daha eksiliyor ömrümüzden.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Temmuz 24, 2017 8

Müslümanca Düşünme Üzerine - Rasim Özdenören I KitapYorum(9)


Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler. Özdenören’den okuduğum ikinci kitap. Daha önce Gül Yetiştiren Adam’ı okumuştum. Kitap 163 sayfadan oluşuyor. Kitabın ilk baskısı 1985 senesinde basılmış olup, 1999 senesinde yazar kitabı güncellemiş. Yazar, güncelleme yaparken içeriğin aynı kaldığı, sadece ifadeleri düzenleme yoluna gittiğini de açıklıyor. 

Kitap hacim olarak küçük olsa da, ihtiva ettiği mana itibariyle çok kapsamlı ve düşündürücü. Neredeyse her cümleyi tekrar tekrar okudum, üzerinde düşündüm. Kitaptan önemli olan kesitleri, daha gerçekçi ifade ile önemli olduğunu düşündüğüm kesitleri sizinle paylaşıyorum. Kitap dört bölümden oluşuyor: Panaroma, Sağlıklı Düşünmeye Doğru, Müslümanın Nitelikleri, İslam’ın Özgürlüğü.

Panaroma

Birinci bölüm müslümanların içinde bulunduğu durumun panaromasını gözler önüne seriyor. Yazar içinde bulunduğumuz durumu çeşitli yönleriyle ele alıyor. Burada kaypaklığın, kaypaklaşmaya doğru gidişin olumsuzluğu dikkat çekiyor. Yazarın ifadesine göre demokratik hayat tarzı kaypaklığı artırıyor.(Demokrasiyi tam olaraka anlayamama durumu) Yazar ‘irfanı kaybettirilen yurttaşlar’ tanımını kullanarak, irfandan uzaklaşan halimizi gösteriyor. Materyalizmin kıskacında kaybolan irfanımızı arıyor ve (b)ilimin irfansız olmayacağı vurgusunu yapıyor. İslam’a inanıp aynı zamanda İslam’a zıt olan fikirleri savunanların, olayları müslüman bakış açısıyla görmeyen müslümanların çokluğu yazarın tespitleri arasında yer alıyor. Anayasasında müslüman yazan devletlerin durumu da kısa ve öz olarak irdelendikten sonra birinci bölüm son buluyor. 

Sağlıklı Düşünmeye Doğru

Yazar bu bölüme dine niçin inandığımızı sorgulayarak başlıyor? Dine Allah’ın emri olduğu için mi inanıyoruz? Yoksa bir takım başka şeyler için mi? Bu noktada felsefe ve hikmete uygundur diye iman etmenin insanı küfre götürebileceği, önce imanın olması, sonra hikmet ile desteklenmesi gerektiği uyarısını yapıyor. Daha sonra ‘gerçek ve doğru’ kavramları ile insanların yanılgıları anlatılıyor. Şöyle ki, gerçek olan her şey doğru değildir. Dünyada müslümanların ekserisi inançları ile zıt bir yaşam tarzı sürüyorlar. Bu durum bir gerçektir, ancak doğru bir durum değildir. Gene düşüncelerimizi sağlıksız hale getiren şeylerden bazıları da dilimize yerleşmiş kelime kalıplarıdır: din adamı, dini ibadet, dini günler vs. Burada ibadet zaten dinidir. Harama yaklaşmadan geçen her an ve gün de mübah olur. İnsan, inanıyorsa zaten yükümlülükleri vardır. Herkes dinin emir ve yasaklarına uymakla yükümlüdür. Din dünya nizamını belirleyen kaideler bütünü olduğu için din adamı, dini gün gibi tamlamalar düşünmeyi ve anlamayı sağlıksız hale getirmektedir. Çağın gözüyle İslam’a bakmak ve çağa İslam’ın gözüyle bakmak ikilemi üzerinde durularak bölümün ve kitabın temel mesajı vurgulanıyor.

Müslümanın Nitelikleri

Bu bölüm müslümanların taşıması gereken niteliklerden bazılarını ifade ediyor. İlk önce yaşantıya dönük fikirler ve söylem ile eylemin birbiri ile uyumlu olması. Yazar bu konu ile alakalı olarak İslam’da felsefenin olmayışını bu duruma bağlıyor. Felsefe daha çok fikir boyutunda kalan, ütopik düşünceler bütünü iken müslümanın fikirlerinin hayata dönük yani uygulanabilir olması bu duruma açıklık getiriyor. 
Kötü bir dünyada iyi bir müslüman olarak kalmak mümkün müdür? Bu soru ile bir müslümanın niteliklerinden birinin önce iyi bir müslüman olmak olduğu vurgulanıyor. Çoğunluğun meylinin her zaman hak olmayacağı, günümüzün en önemli problemlerinden birinin çoğunluğun meylini hakikat olarak algılama hatası olduğu ifade ediliyor. Çoğunluğun meyli diye yanlışa koşmaktansa bir başına hakikati yaşamak müslümanın vasfı olmalıdır. Bilgili ve bilinçli müslüman arasında ayrım yapan yazar, bilgili olmanın müslümana yetmediğini, müslümanın bilinçli olması gerektiğini ifade ediyor. 

İslam’ın Özgürlüğü


Yazar bu bölüme başlarken, asrı saadet ile günümüz arasında bir mukayese yapıyor. İslam’da toplum yapısının temelini hukuk oluştururken günümüzde her şey iktisadi bakış açısıyla değerlendiriliyor, yorumunu yapıyor. İslam’ın diyalektik yapısını anlamak için ilk önce İslam’ın ruhunu anlamanın lüzumu vurgulanırken, bu ruhu anlamayan nice alimin  ilimleri yüzünden sapkınlığa düştüğü uyarısında bulunuyor. Asrı Saadet’ten çeşitli misallerin anlatıldığı bu bölümde İslam-kültür, İslam-bilim, İslam-felsefe, İslam-mistisizm, İslam-insan gibi konulara ilişkin kısa yorumlar yer alıyor.