22 Haziran 2017 Perşembe

Semaver - Sait Faik Abasıyanık I KitapYorum(8)


Sait Faik'in ilk defa bir kitabını okudum: Semaver. Hikayeciliği ile bilinen yazarın ilk kitaplarından biri. İçerisinde birbirinden bağımsız hikayeler var. Kitabı beklediğim kadar etkileyici bulmadığımı itiraf etmeliyim. Belki yazarın ilk kitaplarından biri olduğu için, belki de beklentim çok yüksek olduğu için böyle bir durum oldu bilemiyorum.

Yazar, günlük hayata dair, önemsiz gibi gözüken, çoğu zaman yaşadığımız ama farkına varamadığımız durumları anlatıyor hikayelerde.
Sade bir dil ile basit gibi ama karmaşık ve güzel betimlemeler akıcılığı kolaylaştırıyor.
Amaçsızca yazılmış gibi duran küçük hikayeler, insanımızın duygularını, düşüncelerini, küçük hayatları gözler önüne sermesi açısından önemli.
Anlatılanlar sıradan insanların hayatları olsa da derin bir gözlemin ve kavrayışın izlerini taşıdığı anlaşılıyor.


Hikayeler içerisinde en çok sevdiğim, Bohça isimli hikaye. Bir besleme ile evin erkek çocuğu arasındaki iletişimi, kısaca anlatıyor. İkisi de çocuk yaştalar. Çoğu zaman birbirlerine olan sevgiyi ifade tarzları şiddet oluyor. Tabi, besleme kız, evin yabancısı, garip olanı, boynu bükük olanı. Günün birinde, oğlanla çok samimi konuştuklarını gören evin hanımı, beslemeyi evden gönderir. Oğlanın gözünden bu gidiş şu cümlelerle ifade ediliyor: 'evde bir şey kaybolduğu zaman, evvela gizlice bu üzeri kırmızı, beyaz, sarı, lacivert yamalı bohça aranırdı. Aradığım bohçayı sandık odasının naftalin kokan köşesinde bulamadım.' Bu hikayeden etkilenmeme sebep olan özellikle bu cümleler oldu.
Kitaba dair eleştireceğim nokta ise, '...düşüne düşüne yarattığım Allah'a...' diye devam cümle ile alakalı. Bu cümle, sanki Allah sadece düşüncenin ürünü imiş gibi anlam/algı oluşturuyor.
Devamını Oku

20 Haziran 2017 Salı

Okuduklarım


  1. Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler - Rasim Özdenören(Şu an okuyorum)
  2. Semaver - Sait Faik Abasıyanık (Değerlendirme yazısı için tıklayın)
  3. Nerede O Eski Ramazanlar - Osman Doğan, Soner Demirsoy(İnceleme yazısı için tıklayın)
  4. Sevme Sanatı - Erich Fromm(İnceleme yazısı için tıklayın)
  5. Cemile - Cengiz Aytmatov
  6. Sultanmurat - Cengiz Aytmatov
  7. Aynalar Koridorunda Aşk - Mustafa Ulusoy(İnceleme yazısı için tıklayın)
  8. Dişi Kurdun Rüyaları - Cengiz Aytmatov(İnceleme yazısı için tıklayın)
  9. Amak-ı Hayal - Filibeli Ahmet Hilmi(İnceleme yazısı için tıklayın)
  10. Siddhertha - Hermann Hesse (İnceleme yazısı için tıklayın)
  11. Hayat Nedir? - Mehmed Ali Ayni(İnceleme yazısı için tıklayın)
  12. Beynin sırları - Pelin Çift - Sinan Canan(İnceleme yazısı için tıklayın)
  13. Beş Şehir - Ahmet Hamdi Tanpınar
  14. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa
  15. Ben Bana Güveniyorum - Rüya Turna
  16. Hz Muhammed - Tolstoy(İnceleme yazısı için tıklayın)
  17. Cesur Yeni Dünya -  Aldous Huxley
  18. Fedailerin Kalesi Alamut - Vladimir Bartol
  19. Peygamberler Tarihi - M. Asım Köksal
  20. Fetih ve Kıyamet 1453 - Feridun M. Emecen
  21. Ey Oğul - İmam Gazali
  22. Delaletten Çıkış Yolu - İmam Gazali
  23. İhtiyarlığa Övgü - Harun Tuncer(Haz.)
  24. Hu Diyen Karga - Misli Baydoğan(İnceleme yazısı için tıklayın)
  25. Beni Ödülle Cezalandırma - Özgür Bolat

Devamını Oku

Merhabalar

Herkese merhaba;
Beğendiğim blog yayınlarını ve kendi yazılarımı paylaşacağım bir facebook sayfası oluşturdum. 
Sayfam henüz yeni olduğu için ulaşabildiğim kişi sayı az. Bu noktada desteğe ihtiyacım var. 
Facebook sayfamı beğenerek destek olabilirseniz çok sevinirim. 
Şimdiden herkese teşekkürler.
Herkese iyi günler.

Sayfama ulaşmak için burayı tıklayın. 


Devamını Oku

15 Haziran 2017 Perşembe

Mutluluğu Ertelemek



Mutluluk, hepimizin hafızalarında canlılığını koruyan kelime. Uğrunda çok şeyler yaptığımız, çok şeyler yapma gayreti içerisinde olduğumuz yegane hedefimiz. Mutluluk ve mutlu olmak üzerine şartlanmışlıklarımıza rağmen mutluluğu tam olarak yakalayamadığımızdan muzdarip durumdayız. Bütün arayışlarımız, çabalarımız mutlu olmak üzerine: Arabayı yenilesem daha mutlu olacağım diye düşünüyor Ahmet Bey. Mehmet Bey evin son kredisini ödediği gün olarak belirlemiş mutlu olacağı günü, Ayşe Hanım için mutlu olmak 30’una yaklaşan kızının mürüvvetini görmek. Mutlu olmayı hayal etmek ile mutluluğu beklemek ile geçiyor günler, tükeniyor ömür. Ahmet Bey yeniliyor arabasını, 'lastikleri de sıfırladık mı tamamdır?’ diye sevinmek için yeni şartını da ekliyor hemen, Mehmet Bey son krediyi yatırdığı günün akşamı ‘mobilyaları da değiştirmek lazım’ diyen eşinin sesiyle neşesini kaybediyor. Ayşe Hanım ise ‘ahir ömrümde torun sevmek isterim’ diye kızına ve damadına sitemler ediyor.

İki delikanlı oturuyor Cumhuriyet Parkında: sigarasını içlice çektikten sonra, ‘benim bir kız ayarlamam lazım’ diyor Ali arkadaşına. ‘Bu böyle olmuyor çok mutsuzum, bi kız arkadaş şart mutluluk için’. ‘Sevmedikten sonra mutlu olamazsın ki!’ diye karşılık veriyor arkadaşı ve ekliyor ‘Mutlu olmak için sevmek lazımdır’. 
Ali: Yok yok birini bulmam şart...
(devam ediyor konuşamaları.)

Kübra, senelerdir beklediği günün geldiğini coşku ile anlatıyor arkadaşlarına. Yarın ilk iş günü olacak. Artık mutlu bir hayat onu bekliyor. Ve işe başladığının ikinci günü görevde yükselmenin (?) önemini farkediyor. Kendi kendine söyleniyor: ’görevde yükselme sınavlarına hazırlanmam şart sınavdan Yüksek puan almazsam mahvolurum.

Hepimizin yukardakilere benzer halleri, hayalleri var. Birçoğumuz bu hayalleri mutluluk için şart koşarken azınlıkta olan bir grubumuz ise eldeki imkanlarla sevinçli anlar yaşamayı başarabiliyor. Şartları birer birer gerçekleştirirken  yeni şartların peşinden geldiğini görüyor, mutluluğu bir süre daha erteliyoruz. Sadece mutluluk değil aslında ertelediğimiz; sevinci, hüznü, acısı, tatlısı ile hayatı erteliyoruz. Yaşamayı erteliyoruz. Oysa kurduğumuz hayaller ertelediğimiz şeyler için bahane olmamalı. 

Hayallerimizin hayatımızı ertelememesi temennisiyle...
Devamını Oku

13 Haziran 2017 Salı

Dişi Kurdun Rüyaları - Cengiz Aytmatov I KitapYorum(7)


Şu günlerde Cengiz Aytmatov okuyorum. Toprak Ana, Cemile, Sultanmurat, Elveda Gülsarı ve son olarak Dişi Kurdun Rüyaları. İlk dört kitap savaşın getirdiği acıları, yokluğu, sefaleti, yaşam mücadelesini ve bütün bu meşakkatli hayatın ortasında aşk hikayelerini anlatıyor. Dişi Kurdun Rüyaları ise daha farklı, modern insanın kendinden olanlara, hayvanlara ve doğaya verdiği zararları ustaca bir dille eleştiriye tabi tutuyor. Daha iyi bir yaşam parolası ile daha kötü bir dünyaya sebebiyet veren insanlar, tüketme hırsı ile tükenen hayatlar, yok oluşlar. Bu bakımdan diğerlerine nazaran daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Kitapta, hayatta kalma mücadelesi veren, yaşadığı yerler insanlarca talan edilen, yavruları insanlarca öldürülen bir kurt ailesinin yaşadıkları anlatılıyor: Dişi kurt Akbar ile erkek kurt Taşçaynar. Yuva olarak seçtikleri her yer insanlarca yok edilir. Yavrularının cansız bedenlerini arkada bırakarak başka diyarlara giderler. Ama modern hayatta onlara yer yoktur. Onlar gibi diğer hayvanlara da. Aytmatov, insanların kendi istek ve ihtiyaçları için kainatın dengesini bozduklarını gözler önüne serer. 
Farklı hikayeler arasında dişi kurdun yaşadıklarıdır ortak olan: insanlar değişir, olaylar değişir, hepsinde de kötü iyiye galip gelir.

Kitaptan alıntılar

Korunmaya alınmış, sit alanı ilân edilmiş olsun olmasın, tereddütsüz yakacaklardı o bölgeyi. İnsanoğlu, çıkarı uğruna yerküreyi bir limon gibi sıkabilirdi.

İnsan için en güç olan, her gün insan olarak kalmasıdır.

İnsan hayatı her an, büyük devletlerin savaşı başlatmaları veya bundan sakınmaları şıklarına sıkı sıkıya bağımlıdır.

Uzay boşluğunda dönüp duran dünyamız da kanlı dramların gösterildiği sahneden başka bir şey değildir.

Ey kurtların ilahesi Börü-Ana! Bana iyi bak. Karşında ben varım, ben Akbar.Bu soğuk dağlarda karşına dikilen benim.Yapayalnız, talihsiz Akbar...
Devamını Oku

10 Haziran 2017 Cumartesi

Nerede O Eski Ramazanlar - Osman Doğan, Soner Demirsoy I KitapYorum(6)




Hatıraları düşünmek insanda biraz hüzün biraz da sevinç duyguları uyandırır. Bu yüzden olsa gerek eski günleri düşünmeyi, bugünümüz ile kıyaslamayı içten içe severiz. Maziye karışan günler insana daha tatlıymış gibi geldiği için hepimiz yaşadığımız devirlerin bugünümüzden daha güzel olduğu fikrine kapılırız. Bunda biraz da, geçmişle olan bağlarımızı her zaman canlı tutma isteğimiz etkili olur. 
Yüzümüzde beliren tatlı bir tebessüm eşliğinde; ‘bizim çocukluğumuzda’, ‘eskiden’ diye başlayan cümleler kurmayı, ‘nerede o eski günler’ diye hayıflanmayı alışkanlık haline getirmişizdir. Ay, Ramazan ayı olması hasebiyle çokça duyduğumuz şeylerden biri de; ‘nerede o eski ramazanlar’ sitemidir. 
Nerede O Eski Ramazanlar kitabı, eski ramazanları gözümüzün önüne getiren bir kitap. Özellikle Osmanlı devri Ramazan adetleri, Ramazan’da sosyal hayat gibi konular anlatılıyor. Ramazan ayı ile özdeşleşen, varlığını günümüze kadar devam ettiren yahut ettirmeyen Ramazan adetlerinden bazıları şöyle:
Huzur Dersleri
Ramazanın ilk gününden başlamak üzere Tefsir ilmi ile alakalı müzakerelerin yapıldığı derslerdir. Padişah da derslere katıldığı için "Huzur-ı Hümayun Dersleri" adı ile bilinmektedir. Dersler saray salonlarından birinde gerçekleştirilmektedir. Derslere alanında iyi olan alimlerin katıldığı bilinmektedir.
Cerre Çıkmak
Medrese talebelerinin ramazan ayında kendi memleketlerine yahut başka yerlere gidip, ahaliye vaaz etmeleri, imamlık yapmalarıdır. Bu vesile ile talebeler öğrendiklerilerini pratikte uygulama ve tecrübe edinme fırsatı bulurlar. Ramazan sonunda ahali talebelere imkanları nispetince harçlık(sadaka, zekat) verir. Bu harçlıklar sayesinde talebeler bir senelik ihtiyaçlarını kendi emekleri ile karşılama fırsatı bulurlar. 
Diş Kirası
Ramazan ayında özellikle zenginlerin evinde iftar sofraları kurulur, oruçluya iftar ettirmenin sevabından nasiplenmek arzulanır. Bu iftaralar daha çok yoksullar içindir. İftara katılanlara iftar sonrası bir kese içinde para verilir. Bu para sevap kazanmasına vesile oldukları için ev sahibinin davetlilere ikramıdır.
Oruç Satmak
Küçük çocukların oruç tutmaya alıştırılması için uygulanan bir adettir. Yetişkinlerin, çocukların tuttukları oruçları satın alarak iftar vakti çocuklara hediye ya da harçlık vermesi şeklinde uygulanır. Burada amaç çocuğu oruç tutmaya ve sabretmeye alıştırırken eğlenmesine vesile olmaktır. (Bu konuda yanlış anlaşılan bir husus var. Oruç tutan çocuğun sevabı kendinedir. Orucunu satmış olduğu kişinin oruç tutmaktan muaf olması gibi bir durum söz konusu değildir)
Sadaka Taşları
Sadaka taşı uygulaması günümüzde bazı yerlerde uygulanan askıda ekmek uygulaması ile benzerlik gösteriyor. Hali vakti yerinde olanların sadaka taşına attığı sadakaları, ihtiyacı olanlar sadaka taşından alır. Alan vereni bilmez, veren alanı tanımaz. İhtiyacı olanlar kimseye mihnet etmeden ihtiyacını gidermiş olur. 
Devamını Oku

9 Haziran 2017 Cuma

Bakmak ve Görmek

Aynı olsa da baktığımız nokta, gördüğü farklıdır hepimizin. Bakmak ve görmek diye tabir ettiğimiz nokta işte burasıdır. Baktığımız şeylerde birbirimizden farklı şeyler görmemiz, belki en güzel hasletlerimizden biri. Hayatı kolaylaştıran, çevremizde olup bitenleri daha iyi anlamamıza vesile olan bir hasletimiz. Ancak, zihnimizde yer etmiş kalıp yargılarımız ‘görmek’ gibi güzel bir hasletimizin önüne set çekebiliyor. Bazen de farklı görme özelliğimiz kişiler arası çatışmalara sebebiyet verebiliyor. Hatta çatışmalarımızın en önemli kaynağı farklı görmek olabiliyor. 

Baktığımız noktada gördüklerimiz hayata dair beklentilerimizden etkileniyor, beklentilerimizi etkiliyor. Ve, bir bakıma kendimizi görüyoruz baktığımız noktada: yaşanmışlıklarımızı, beklentilerimizi, ön yargılarımızı, düşüncelerimizi, acılarımızı, pişmanlıklarımızı, gönlümüzden geçenleri… Baktığımız yer bir aynadır, ve gördüğümüz kendimizizdir çoğu zaman.

Üstü başı yırtık, pejmürde bir vaziyette bir kadın oturuyor cami avlusunda. ‘Allah rızası için’ diye başlayıp devam eden sözleri etrafa yayılıyor. Cemaat çıkıyor camiden, onlarca insan bakıyor kadına. Kimi, ‘bunlar senden benden zengin’ diye geçiriyor içinden ve pejmürde kıyafetlerin arkasında zengin bir kadının varlığını görüyor, aynı zamanda bir sahtekar. Kimi ‘bu sene de fitreyi verecek birini bulduk’ diye düşünüp, Ramazan ayı için sadaka-ı fıtir verecek ihtiyaç sahibi birini görüyor. Diğerleri daha farklı şeyler… Neticede herkesin baktığı kişi aynı, lakin herkesin gördüğü şey farklı. Bu görüntülerden hangisi hakikattir, bilemesek de, biliyoruz ki, gördüklerimizi belirleyen şey beklentilerimiz ve kendi benliğimiz. 

Sınıfın en arka sırasında dersten bağımsız, kendi halinde oturan bir delikanlı. öğretmenler giriyor sınıfa, her biri bakıyor delikanlıya ve herbiri farklı bir şey görüyor delikanlıda: tembel, işe yaramaz, aklı fikri eğlencede olan biri, sürekli sevgilisini düşünen biri, umursamaz, vurdumduymaz biri, içekapanık ve utangaç biri. Bunların her biri gerçeğin bir parçasını yansıtabileceği gibi gerçekle hiç alakası da olmayabilir. Belki öğrenci, ailesindeki problemleri düşünüyordur, belki geleceğe dair endişeleriyle baş edemiyordur, belki de sevdiği kıza nasıl açılacağını dert ediniyordur. Kimbilir?

Büyük çoğunluğumuz baktığımız yerde daha çok olumsuzluklar görmeye meyilliyiz. Olumsuzlukları olumlu olanlara göre daha kolay görüyoruz. Bir insanın zihninden günde ortalama 60/70 bin düşünce geçtiği, Bu düşüncelerin 3/4'ünün de olumsuz düşünceler olduğu vurgulanıyor. Böyle bir duruma modern insanın yalnızlığı ve endişeleri de eklenince  gördüğümüz şeylerin olumsuzluğu anlaşılır olabiliyor. Zannımca bakmak ve görmekle alakalı dikkat edilmesi gereken husus, olumlu yada olumsuz olmasından ziyade gerçekçi olmasıdır.

Kimi zaman İsmail gibi bakabilmeli hayata!
Devamını Oku

2 Haziran 2017 Cuma

Mutluluğa Tanık Olmak



Nedir mutluluk diye tanımladığımız şey. Birçoğumuzun peşinden koştuğu, hayallerimizi, hayatımızı şartlandırdığımız o yegane şey nedir? Çokça para kazanmak mıdır? İyi okullardan mezun olmak mı? Yeterince kazanıp, çokça tüketiyorken yeterince mutlu olmayışımızın sebebi nedir?

Mutluluğa bakış açınızı değiştirecek mükemmel bir video.

Devamını Oku

Kimim Ben?


Ağır ağır çekiliyor bulutlar gökyüzünden. Parça parça yıldız kümeleri arasında süzülen hilal bulutların ardında kendini gösterme gayretinde. Süzülmeye devam ediyor. Islak kaldırımlar baharın kokusunu, o çok sevdiğimiz yağmur sonrası toprak kokusunu, soluduğumuz havaya ulaştırıyor. Her yağmur sonrası olduğu gibi, caddelerde bir telaş: insanlar çekildikleri kuytulardan çıkmaya başlıyorlar. Vakit gece de olsa kaldırımlar yürüyen, koşan, telaşlı, umursamaz adımların altında gömüldükçe gömülüyor toprağa.

Gökyüzünde salınan yıldızlar çoğaldıkça, sokakların sessizliği de artıyor ve el ayak çekiliyor ortalıktan. Gökte çoğalan yıldızlar gibi zihnimde çoğalıyor sorular, düşünceler… Tıpkı yıldızlar gibi düşüncelerim: belirsiz, dağınık, boşlukta sallanır gibi, yakın gibi ama uzak, tutmaya çalışsan olmaz. Karmakarışık. Yıldızlar gibi intizamsız ve dengesiz. Her an kaybolmaya hazır, her an var olmaya hazır.

Bir düşün ortasında mıyım? Bir hayalin içinde miyim? Kendimde miyim? Bilemiyorum. Keşkeler, pişmanlıklar, umutlar, sevinç ve hüzünler dört bir yandan saldırmadalar benliğime. Aklım çaresiz. Bir çıkmazın içindeyim ve bir soru tekrar tekrar çıkıyor önüme: ‘Ben kimim?’ Düşünüyorum. Cevaplar veriyorum kendimce: En basit ve yalın haliyle, insanım. Ama biliyorum ki, kaçamak bir cevap bu. İnsan olduğumu bilmek kafi değil. İnsan ismim midir? Cismim mi? Yoksa beni tanımlayan bir sıfat mı? Aşık Veysel’in türküsü geliyor aklıma:

Yıllarca aradım kendi kendimi
Hiç bir türlü bulamadım ben beni
Hayal miyim? Bir rüya mı? Bilmiyom.
Hiç bir türlü bulamadım ben beni.

Düşünüyorum, çıkamıyorum işin içinden. Birazdan aklımdan çıkacak bu düşünceler, unutulup gidecekler. Biliyorum, insan unutmakla malüldür. Belki daha evvel kim olduğumu bilirken unutmuşumdur. Unuttuğum bir çok düşünce gibi, bu düşünceleri de unutacağım. Kim olduğumu unuttuğum gibi, insan olduğumu da unutacağım.
Devamını Oku

5 Nisan 2017 Çarşamba

Endişe ve Boşluk


Psikologların günümüze dair tanımlamaları arasında endişe ve boşluk önemli bir yer tutmaya başladı. Özellikle varoluşçu filozoflar ve varoluşçu felsefeden etkilenen psikologlar çağımızı tanımlarken endişe ve boşluk unsurlarını kullanıyorlar. Bu endişe ve boşluğun günümüz insanının yaşayışında önemli bir rol oynadığını, insanların sürekli endişe ve boşluk hissi ile yaşadığını düşünüyorlar. 
Endişe temelde insanın yalnız kalma korkusundan kaynaklanır. Yalnız kalma korkusu, insanlarda daima beğenilmeme, dışlanma endişelerine yol açar. Boşluk ise insanın kendi hakkında özfarkındalığının olmaması, ne istediğini bilmemesi gibi durumları ifade eder. 
Varoluşçu psikologlardan Rollo May’e göre günümüzde endişe ve boşluk hissinin fazla olmasının çeşitli sebepleri vardır:

  1. İçi boşalan toplumsal değerler: Toplumsal değerler varlığını devam ettiriyor gibi gözüksede bu değerlerin içi boşalmıştır. Mesela yardımseverlik. İnsanlar yardım etmekten ziyade yardımsever gözükme uğraşında. Ya da rekabet. Rekabetin aslı rakiple birlikte daha ileriye gitmek olması lazımken, rakibi ayaklar altına alarak daha  öne geçme uğraşı halini almış. 
  2. Benlik bilincinin yitimi: İnsanlar modernleştikçe kendilerinden uzaklaşmayı da beraberinde getiriyor. Kendini tanımayan, ne istediğini bilmeyen insanların sayısı her geçen gün artıyor. İnsan kendine yabancılaşıyor, insan insana yabancılaşıyor. 
  3. İletişim Dilinin Kaybı: Kişiler arası iletişim bozluyor. Birbiriyle konuşan, ama birbirini anlamayan insanların sayısı (kelimelerin anlam kaybından/belirsizliğinden) dolayı artıyor. İnsanlar kendini anlatamayınca anlaşılamamak hissi insanda olumsuz duygulara yol açıyor. Mesela, birine ben müslümanım diyorsun. Senin İran rejimini desteklediğini sanıyor. Yada laik olduğunu söylüyorsun. Kimisi din düşmanı diye tanımlıyor, kimisi din ve devlet işini ayrı gören diye tanımlıyor.
  4. Doğadan uzaklaşma: İnsan kendinden uzaklaştığı gibi topraktan, hayvanlardan yani hayattan uzaklaşıyor. 
  5. Trajedi Hissinin Kaybı: Trajediye, üzücü olaylara bakış açısı da günden günden kayboluyor. Trajedi modern insanın eğlence kültüründe önemli bir pay almış durumda. Televizyon kanallarının reytinglerinde trajedik olayların etkisi olduğu söyleniyor.
Devamını Oku

29 Mart 2017 Çarşamba

Senenin İlk Çeyreğinde Okuduklarım


Senenin ilk çeyreğini ulaştığımız şu günlerde okuduğum kitaplardan bazılarını buraya ekliyorum. 

Hayat Nedir? l Mehmed Ali Ayni
Yazar, iki öğrencisinin hayatın ne olduğu sualine cevap olarak kitabı kaleme almış. Hayat
nedir? suali etrafında filozofların fikirlerini, hayatın ve ölümün batıda ve bizde ne anlamlar ifade ettiğini anlatıyor. Ölüm bahsinden olarak intiharı anlatmaya çalışıyor. Son olarak tavsiye niteliğinde mutluluk bahsini anlatıyor. Mutlu olmak için şart nedir? diye soruyor ve ‘mutluluğu aramamak, kendine kendine yetebilmek’ cevaplarını veriyor. 

Beynin sırları l Pelin Çift - Sinan Canan
Beyin üzerine yazılan en anlaşılır kitaplardan bir tanesi olsa gerek. Aşk, şiddet, uyku, zihin kontrolü ve daha fazlası… beyinde nasıl gerçekleşir? Bu konuları okuyucuların rahatlıkla anlayacağı bir dille sunuyor. Pelin Çift’in soruları, Sinan Canan Hoca’nın bilgi ve tecrübeleri ile anlatılıyor.


Beş Şehir l Ahmet Hamdi Tanpınar

Senelerden beri okumak istediğim, okuduktan sonra da okumak için geç kaldığı düşüncesine kapıldığım bir kitap. Yazarın Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’da yaşadıklarından hareketle oluşan düşünceleri kitabın içeriğini oluşturuyor. Yazar, bu şehirleri kullandığı kelimeler ve tasvirleri ile ilmek ilmek işlerken, bir şehrin insanları, tarihi ve kültürü en iyi nasıl anlatılır sualinin cevabını veriyor.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu l Peyami Safa
Peyami Safa’nın sevilen romanlarından bir tanesi. Okurken çok fazla etkilendiğimi söylemeliyim. Aşkın, bedenin bir uzvunu kaybetme endişesinin, yoksulluğun verdiği acılar insanın gözünde film şeridi gibi canlanıyor.


Ünlü Rus yazar Tolstoy’un Hz. Muhammed’in(sav) bazı hadisi şeriflerini bir araya getirdiği, gene Tolstoy’un din ve İslamiyete ilişkin düşüncelerinin yer aldığı kitap. Tolstoy’a itimadı olan bir aile mektup yolu ile çocuklarının hangi dine mensup olmalarının iyi olacağını soruyor. Tolstoy da İslamiyet’in daha sağlam temelleri olduğunu vurguluyor.

Dikkat Psikoloji l Theodule Armand Ribot
Dikkat nedir? Kontrol edilebilir mi? Yazar, anlık ve gönüllü dikkat ayrımı yapıp iki konu başlığını da örneklerle ifade ediyor. Anlık dikkatin öğrenme yolu ile geliştirilerek, gönüllü dikkatin sağlanabileceğini ifade ediyor. Gönüllü dikkatin de başarı için çok önemli olduğu vurgusu yapıyor.

Felatun Bey ile Rakım Efendi l Ahmet Mithat Efendi.
Biri batı özentisi olarak, diğeri ise gerçek manada çağdaş ve gerçekçi biri olarak yaşayan iki kişinin, Felatun ve Rakım Efendilerin, hayatlarından kesitler anlatılıyor. Çok tartışılan ve iki konu, batı hayranlaığı ve çağdaşlık kavramları irdeleniyor. 

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat l Şemsettin Sami
Türk Edebiyatının ilk romanı olarak bilinen kitap adından anlaşıldığı üzere Talat ile Fitnat’ın aşkını anlatıyor. Aşkı için kadın kılığına giren Talat, istemediği adamla zorla evlendirilen ve evlendiği Ali Bey ile kader birliği tuhaf tesadüflere denk düşen Fitnat. Sevdaları uğruna canlarına kıyan iki genç aşık, kaderin cilvesi karşısında deliren Ali Bey. Duygu dolu bir hikaye. Günümüzde gençler arasında kısa soluklu sevdalar ile kıyaslayınca tuhaf gelebiliyor insana. 

Sergüzeşt l Sami Paşazade Sezai
Gene Tanzimat Dönemi Osmanlısında geçen bir aşk hikayesi. Aşkın yanısıra esir ticaretinin, esir kızların gözünden hayata bakışın yansıtıldığı bölümler… Esir bir kız ile efendisi arasında filizlenen aşkın hikayesi.

Ben Bana Güveniyorum l Rüya Turna
Günlerimiz sınavdan sınava koşturmaca içerisinde, daha yüksek puanların peşinde koşar bir durumda geçiyor. Seçme - yerleştirme sınavları hayatımızın her aşamasında varlığını gösteriyor. Böyle olunca seçilip seçilememeye dair kaygılar insanların hayatlarını önemli oranda etkiliyor. Rüya Turna’nın bu kitabı yoğun sınav kaygısı yaşayan öğrencilere yönelik hazırlanmış. Sınav kaygısı ile baş etme ve azaltma üzerine etkili olabilecek düşüncelere yolculuğa davet ediyor; sınava hazırlanan bir öğrencinin yaşadıkları üzerinden. 

Devamını Oku