24 Eylül 2017 Pazar

Eylül 24, 2017 24

Dikkat! Derin Anlam İçerir




Yaklaşık iki senedir takip ettiğim bir facebook sayfası var: Pawel Kuczynski. Pawel Kuczynski bir çizer, bir sanatçı. Hicivsel çizimler yapıyor. Yaptığı çizimleri facebook sayfasında paylaşmaya devam ediyor. Sayfada birbirinden güzel, birbirinden anlamlı çizimler mevcut. Çizimlere hem hayran kalıyorum, hem de çizimler üzerinde derin derin düşünüyorum. Derin anlam içeren çizimler. Mükemmel tespitlere vesile olan bir gözlem yeteneği çizimlerde hissediliyor. Buyrun, çizimlere yakından bakın.

20 Eylül 2017 Çarşamba

Eylül 20, 2017 36

Nice 100'lere


Zaman ne çabuk geçiyor. İçindeyken yavaş geçtiğini düşündüğümüz her an, ötelerden bakınca bir çırpıda tükenmiş hissi uyandırıyor insanda. Bloggerde geçen günlere uzaktan bakıyor, bir çırpıda geçiveren anlar olarak görüyorum.
Blog dünyasına acemi adımlarımı attığım günler epey geride kaldı. Bazen yazacak bir şey bulamadan, bazen kağıda dökülen kelimeler bombardımanında günler geldi, geçti. Blogda 99 yazıya ulaştım, ve şu an 100. yazımla sizlerleyim. Acemice geçen ilk günlerden sonra,  blogda usta olmasak da(ustalık gibi bir niyetim de yok gerçi) kendi halimde bir şeyler karalamaya devam ediyorum. Kendi işimi görecek kadar, kendime yetecek kadar bloggerim. Okuyorum, yazıyorum, paylaşıyorum. 

100. yazıya kadar neler oldu? 

Bloğa deneme ve şiirle başladıktan sonra minik hikayeler ile devam ettim. Psikoloji ve eğitim alanında çalışıyor olmanın getirisi olarak psikoloji ve eğitim konularında yazılarım blogda kendine yer bulmaya başladı. Kitap yorumları blog için olmazsa olmazlardan. Hal böyle olunca kitap yorumlarımı da ekledim. Daha sonraki dönemlerde kitap kategorisini güncelledim. Okuduğum kitapları KitapYorum bölümünde yorumlarken, okuyup başka insanlara da faydalı olacağını düşündüğüm kitapları tavsiye olarak Kitap Önerileri bölümüne ekledim. Ve gene blog yazmaya başladıktan sonra okuduklarımı Kitap Listesi olarak bloğuma ekledim. Tabi eksikler var, ilk baştan itibaren liste tutmadığım için.

Kırk yıllık Kani, olur mu Yani’ sözünün hikayesi bloğumda TarihveKültür kategorisini ekleme vesile oldu. Sonrasında tarih ve kültüre dair etkisinde kaldığım şeyleri, yaşadığım ve gezdiğim yerlerdeki tarihi ve kültürel gözlemlerimi bu bölüme ekledim.
Çok sık film izleyen biri değilim. Ama bloglarda paylaşılan film yorumları dikkatimi çekiyor. Böylelikle film izlemeye de başladım. Genellikle haftada bir defa film izliyorum. İzlediklerimi de Film Yorumları bölümünde sizlerle paylaşıyorum. Tabi bütün filmleri değil. Her ay bir film paylaşmayı düşünüyorum. Şimdilik böyle. Belki fikrim sonra değişir.  İlk film yorumu olarak Sineklerin Tanrısı'nı ekledim. Sonrasında Daha Mutlu Yaşam'ın önerisi ile İhaneti izledim. Çok beğendim filmi, ama film hakkında yazmayacağım. Merak edenler buradan Daha Mutlu Yaşamın filmle alakalı kısa tanıtım yazısını okuyabilir. 

An itibariyle blog yayın planım şu şekilde: ayda bir defa olmak üzere KitapYorum yazısı, ayda bir defa Kitap Öneri yazısı ve gene ayda bir defa Film Yorum yazısı yazmayı planlıyorum. Diğer konulardaki düşüncelerimi ise aklıma estiği an paylaşıyorum zaten.

Psikoloji ve eğitim ile ilgilendiğimi söylemiştim zaten. Psikoloji konusunda ‘şunu da yazsam’ dediklerimin sayısı artmaya başlayınca yeni bir blog açmaya karar verdim. Çünkü kişisel blogum psikoloji yazılarıyla dolacaktı. Önceliğim gene kişisel blogum olacak. Psikoloji yazılarını ise ağırlıklı olarak YazarPsikoloji blogumda paylaşacağım. Psikolojik yorumlarım ise kişisellik taşıdığı için gene kişisel blogumda olacak.


Şimdilik bu kadar. 100. yazıya gelene kadar bu şekilde geçti blogdaki  değişimlerim. Buraya gelmemde katkısı olanlara ve tüm bloggerlara teşekkürler…

17 Eylül 2017 Pazar

Eylül 17, 2017 16

Dünyada Eğitim Uygulamaları

Beklenen gün geldi. Çocukların, ebeveynlerin, öğretmenlerin beklediği gün geldi ve okullar pazartesi günü açılıyor. 
Eğitimle alakanız varsa veya takip ediyorsanız duymuşsunuzdur: eğitim müfredatları güncellendi, bu seneden itibaren yeni müfredat uygulanacak. Kimilerince eleştirilen, kimilerince takdir gören yeni bir müfredat var. Bakalım, nasıl olacak?
Eğitimle alakalı konu açılınca bir çoğumuz sistemden, uygulamalarda şikayet ediyoruz. Bu konuda ne kadar haklıyız? Kesin bir şey söylemek mümkün değil? Başarısızlığımızda tek sebep sistem midir? İşin içinden çıkmak zor.
Takip ettiğim İnsan ve Hayat dergisi Eylül sayısında dünyadan eğitim uygulamalarına misaller vermiş. O uygulamaları kısaca paylaşmak istiyorum.

1. Nijerya: Yüzen Okul 
Eğitim problemine bir çözüm olarak, yüzen okullar uygulamaya konulmuş. Bu sayede daha fazla öğrenciye ulaşma imkanı var.

2. Güney Kore: Okulunu temizleyen öğrenciler
Öğrenciler okullarını kendileri temizleyerek sorumluluk kazanıyor, hayata alışıyorlar. Temizliği kendisi yapan öğrenciler kirletme ve kirletmeme arasındaki farkı da öğreniyorlar.
3. Japonya: ayakkabı ile girilmeyen sınıflar
Öğrenciler temizliklerini zaten kendileri yapıyor. Ayakkabısız okullar ile hem temizlik sağlanıyor, hem evdeymiş hissi veriliyor.
4. ABD: Teknolojisiz okul
Slikon vadisinde öğrenciler tamamen teknolojiden uzakta eğitim-öğretim görüyorlar.
5. Norveç: Karnesiz ve sınavsız okul
Öğrencilere sınav yapılmıyor, karne olayı yok. Öğrenciler sadece öğrenmeye odaklanıyor. Her öğrenci başarılı.

6. Finlandiya: Derssiz öğretim
Eğitim denilince akla gelen ilk ülke durumundaki Finlandiya eğitimde devrime giderek tüm dersleri kaldırdı. Derslerin günümüz eğitim anlayışına uymadığından hareketle dersler yerine, olaylar üzerinden disiplinlerarası öğretim yapılıyor. Mesela 'Kafede Çalışmak' etkinliği ile öğrenciler İngilizce, ekonomi ve iletişim konularını bir arada öğreniyor.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Eylül 13, 2017 26

Bir Zamanlar Midyat'ta


Askerlik için Midyat’a ilk ayak bastığım günler; hüzünlü, tedirgin, şaşkın, heyecanlı, yorgun, umutlu, meraklıyım… Belki de ilk defa bu kadar çok karmaşık duyguyu bir arada yaşıyorum. Bir şehirle tanışmak elbet biraz karmaşık oluyor.  İki uçlu değerlendirmelerin arasında beynimiz bir insanı süzer ya biz farkında olmadan, gönlüm işte öyle süzmeye başladı Estel ile Midyat’ı.
Minibüs ağır ağır Estel’den Midyat’a ilerlerken yüzümü bir sağa bir sola çevirerek düşüncelere daldım. Arapça bir türkünün sözleri düşüncelerimin arka planını oluşturuyordu. Türkünün verdiği hissiyattan olsa gerek çok dinlemediğim ama ‘her nereden duydumsa’ zihnime yerleşmiş bir türkünün sözlerini hatırladım: 

Estel Midyat Arası
Sevdan Başım Belası
Senin Bayan Gözlerin
Melhem Yürek Yarası….

Türkünün sözleri zaman zaman kulaklarıma gelirdi bir yerlerden. Estel neresi, Midyat neresi bilmezdim, merak etmezdim. Bana ne idi ki, Estel’den, Midyat’tan! Kaderin cilvesi yolumu Midyat ile birleştirene dek hiç düşünmedim. Şimdi öylesine aklıma gelivermişti. Estel ile Midyat’ın orta yerinde. Yaklaşık 9-10 ay boyunca Estel’den Midyat’a gittim, geldim. Ömrümün bir 10 ayı da orada tükeniverdi.
Estel Midyat’a bağlı bir semt gibi. Daha evvelinde farklı bir köy iken, Midyat ilçe olunca oraya dahil edilmiş. Estel ve Midyat, her ikisi de kendine has çarşı, pazara sahip. İki semtin orta yerinde Midyat Hükumet Konağı. Hükumet Kadın filmlerinde görülen konak da burası aynı zamanda. Midyat, kesme taştan yapılan konakları ile güzel. Sayıları her geçen gün azalan ya da tahribata uğrayan konaklar ilçenin görünümüne şiirsel bir hava katıyor. Midyat’ta Sıla’nın Konağı adıyla bilinen konak, Estel’de müze olarak kullanılan konaklar görülmeye değer. Özellikle, konaklarda toprağın altına doğru ilerleyen oda ve depolar ilgimi çeken yerlerden. Serin oldukları için çoğunlukla depo olarak kullanılıyor. Estel’deki Kültür Evi de, duvarlarını süsleyen yüzlerce dokuma fotoğrafları ile farklı bir yer. Bu fotoğraflarda Adile Naşit’ten, Yılmaz Güney’e Yeşilçam'ın yüzleri; Deniz Gezmiş’ten, Alpaslan Türkeş’e her görüşe mensup kişileri görmek mümkün. Siyasetçilerin, sarkıcıların, film yıldızlarının, bir şekilde tanınan herkesin fotoğraflarını halıya dokunmuş olarak duvarlarda görebilirsiniz. 
Midyat’ta Araplar, Süryaniler, Kürtler ve Türkler yaşıyor. Estel bölümünde daha çok Araplar, Midyat kısmında ise Kürtler yaşıyor. Süryanilerin de kendilerine has bir kültürü ve yaşam tarzı var. Kiliseleri ve özel kıyafetleri ile çarşı-pazarda dolaşan papazları ile onlar da bu memleketin insanı. 
Arapça, Türkçe, Kürtçe ve Süryanice kelimelerin aynı cümle içerisinde kullanıldığı, Arapça bir kelime ile başlayan cümlenin Kürtçe bir kelime ile neticelendiği Midyat’ta; en çok duyduğum cümlelerden biri, ‘Başım gözüm üstüne’ idi. Berberde traş olurken, manavda meyve alırken, çay ocağında çay yudumlar iken. İnsanlar sevecen ve hürmetkar bir tavır ile bütün taleplerinize ‘başım gözüm üstüne’ kelamı ile karşılık verirler. Bir zaman sonrasında yabancısı olduğunuz Arapça, Kürtçe kelimelere aşina hale gelirsiniz. Midyat, Ulu Camii ve Cevatpaşa Camii ile, konakları ile, üzüm bağları ve kavunları ile, kahve ve badem şekerleri ile, Arap, Kürt, Süryani insanları ile ülkemizin görülmeye değer yerlerinden. 

11 Eylül 2017 Pazartesi

Eylül 11, 2017 33

Yıldızlı Geceler

Van Gogh'un 'Yıldızlı Gece' tablosu.

Ne zamandır özlemişim bol yıldızlı geceleri. Betonlaşan şehirlerin yıldızların güzelliğini örtmek vazifesi gören ışıklandırmaları arasında geçen gecelerden sonra yıldızların parıldadığı gecelere atıyorum adımlarımı. Çocukluğumun yıldızlı gökleri nereye kayboldu diye zaman zaman hayıflanırdım. Meğer sokak lambaları ve diğer ışıklandırmalar yıldızların görülmesini engellermiş. Şimdi farkediyorum. Hiç düşünmediğim bir şeyi, öğrenmiş oluyorum. 

Işıklandırmaların nispetle daha az olduğu, cırcır böceklerinin sabaha kadar ötüp durduğu, günün ilk ışıkları ile serçelerin şarkısının başladığı yerlerde; çocukluğumda şahit olduğum yıldızlı geceleri yeniden görmeye başladım. 

Gecenin maviliği arasında yıldızlar süzülüyor, gökte ay öylece salınıp duruyor. Sırtüstü uzanıyorum, seyre dalıyorum yıldızları. Eskiden olduğu gibi saymak gayretine girişiyorum. Kendimce isimler yakıştırıyorum. Hayaller kuruyorum. Hatıralar gözümün önünden geçiyor...
Yıldızlı geceler güzel. 

Not: Yapılan uzay gözlemlerinde uzak yıldızların dönen gaz ve toz bulutları çevrelendiği tespit edilmiş. Yıldızlar ve etrafındaki toz bulutlarının hareketi Van Gohg'un bu tablosundaki şekle benziyormuş. 

8 Eylül 2017 Cuma

Eylül 08, 2017 34

Gönül Dünyamız


Hayatımız maddi düşüncelerin kıskacında sıkışıp kalıyor. Hayata dair, tüketmeye ve biriktirmeye dair planlarımız her geçen gün benliğimizi daha çok etkisi altına alıyor. Hal böyle olunca gönül dünyamızda huzursuzluklar baş göstermeye, tatminsizliklerimiz artmaya devam ediyor. 
İnsanlarla ilişkilerimiz, hayal dünyamız, hayatımız metalaşırlarken; hatır-gönül için ve Allah rızası için yaptıklarımız hayatımızdan uzaklaşıyor. Yaptığımız her şeyin maddi bir karşılığı olsun istiyoruz.
Yaratılanı  hoş gör, yaradandan ötürü diyen Yunus Emre'yi bile metalaşmış zihinlerimizin kıskacında düşünüyoruz. Hoşgörü söylemleriyle metalaştırdığımız Mevlana da aynı şekilde. Gönül dünyamızı etkileyen her kim varsa bir şekilde onları metalaştırıyoruz. Maddi çıkarlarımız için. 
İnsanları ‘ederi kadar’, gibi kalıplara sokup bilerek yahut bilmeyerek insana da alınıp satılan bir mal hüviyeti yüklüyoruz. Olumsuz özellikler taşıdığına inandığımız insanlar için kullandığımız, ‘üç kuruşluk insan’ tabirleri de bu durumu aşikar ediyor.
Hayatımız bu kadar metalaşmışken, imkanlarımız iyiye gitmesine rağmen huzursuzluklarımız artıyorken, biraz da gönül dünyamızı aydınlatmak lazım. Kesemizi değil, gönlümüzü genişletmek niyetiyle, karşılığını beklemeden ihtiyacı olan birinin elinden tutmak, somurtan bakışlarımız arasına tebessüm ilave etmek ve gönüller fethetmek... gönül dünyamızı aydınlatacaktır.

Yunus Emre’ye kulak verelim: 
….
Sevelim sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz.


6 Eylül 2017 Çarşamba

Eylül 06, 2017 20

Sineklerin Tanrısı-Film Yorumu


Sineklerin Tanrısı

Vizyon Tarihi: 1990, ABD
Tür: Dram, Korku, Macera

Burası Hayal Kahvesi blogunda Sineklerin Tanrısı kitabına dair yorumu okuyup, filminden haberim olunca izleme listeme ekledim. Çok fazla film izleyen biri olmadığımdan filmi duymamıştım. Kitap her yerde karşıma çıkıyor. Okuma listeme eklemiş olsam da sıranın gelmesine beklemektense filmi izleyeyim dedim. İyi ki de izlemişim. Artık daha fazla film izleyeceğim. İzleyeceğim filmleri de bloglardaki yorumlara göre seçeceğim. 

Filmin 1963’te, bir de 1990’da olmak üzere iki yapımı var. Benim izlediğim 1990 yapımı. Okyanus üzerinde uçakları düşen Amerikan askeri okul öğrencileri ıssız bir adaya düşerler. Sayıları otuzu bulmakta, aralarında yetişkin bulunmuyor. Adadaki ilk günlerinde demokratik bir şekilde seçtikleri liderleri öncülüğünde adada yaşama uyum sağlıyorlar. Avlanıyorlar, oyun oynuyorlar, yaktıkları ateşin nöbetini tutuyorlar. Bir süre sonra düzen bozuluyor. İçlerindeki eğlence isteği ile isyan ve vahşilik harekete geçiyor; düzen yerine eğlenceyi ve vahşiliği tercih ediyorlar. Ralph düzeni savunan grubun lideri olarak kalırken, Jack peşine takılanlarla karşı tarafın lideri oluyor.

Jack ve Ralph

Bundan sonrası iyi ile kötünün, düzen ile vahşiliğin, medenilik ile barbarlığın mücadelesi şeklinde devam ediyor. Düzeni savunan grup ile vahşiliği savunan grup, sayıca birbirlerine yakın olsa da vahşi grup güçlendikçe, düzeni savunan grupta kimse kalmıyor. Son iki kişiden biri de vahşileşen grup tarafından öldürülünce, düzeni savuna kişi tek kalır: Grubun lideri Ralph. Vahşilerin kendini linç etme koşturmacasında kaçmaya çalışırken, kendilerini bulmaya gelen askerler ile karşılaşır.
Filmi beğenerek izledim. Güzel bulduğum bir filmdi. Nasıl geçtiğini bile anlamadan film bitti. Düşündürücü, çocuk bile olsa insanın iç dünyasındaki iyilik ve kötülüğü, düzen arayışı ve vahşiliği, hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seren bir film. 


4 Eylül 2017 Pazartesi

Eylül 04, 2017 20

Kitap Önerisi: Sıhhatnüma


Sıhhatnüma: Geçmişin tecrübesi, Bugünün bilgisiyle...
İnsan ve Hayat Kitaplığı
Haz. Ercan Erdoğan
144 syf.

Arka kapaktan; 'İş, güç, ev, araba... derken bazı şeyleri atlıyoruz, unutuyoruz. Bazı ipuçlarını unutuyor, sağlığımızı tekrar kazanmak için verdiğimiz mücadeleyi ne yazık ki yerindeyken vermiyoruz. Hayatımızın ve sağlığımızın değerini ancak kaybedince anlıyoruz. Mesele uzun bir ömür değil mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmektir. Sıhhatnüma bizlere hayatta kaçırdığımız ipuçlarını yakalamaya ve sağlığımızın kıymetini onu kaybetmeden önce bilmemize, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmemize yardım ediyor.'


İnsan ve Hayat kitaplığından çıkan kitap, reçete kitaplar etiketiyle okuyucuya ulaşıyor.  Sıhhat: sağlık nüma: gösteren manasında. Yani, sıhhatnüma, sağlık kılavuzu anlamına geliyor. Kitap, tecrübelerin ve bilimsel verilerin ışığında sağlıklı yaşama rehberi niteliğinde. Kitabın vurguladığı en önemli nokta ise sağlıklı yaşamak için tedbirler almak. Vücudu hastalıklardan korumak için dikkat edilmesi gereken hususlar vurgulanıyor. Bu haliyle, sağlığın kıymeti üzerinde durularak, hastalıkta tedavi yöntemleri değil hastalığa yakalanmamak ön plana çıkıyor. Gerçekten de vurgulanan nokta çok mühim. Çünkü, günümüzde yapılan çalışmaların büyük bir bölümü hastalıkların tedavisi üzerine. Oysa hastalığa yakalanmamak için neler yapılmalı? Bu konu üzerine daha fazla eğilim olsa, sıkıntılar daha az olacak belki.
Kitap, toplamda dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm; sıhhat ila alakalı çeşitli mevzuları içinde barındırıyor. Anne sütünden, yaşanılan yere; uyku kalitesinden kıyafetlere; içtiğimiz sudan, yediğimiz besinlere varıncaya kadar sıhhati etkileyen hemen her şey hakkında kısa ve öz bilgiler yer alıyor. Bu konularda nelere dikkat edilmelidir? sualine cevap verilirken, sıhhatli bir vücut için alınacak önlemler anlatılıyor.
İkinci bölüm, hayvani ve nebati gıdaları inceliyor. Yediklerimizin hastalıkların en önemli sebeplerinden olduğu düşünüldüğünde bu bölümün önemi ortaya çıkıyor. Meyve ve sebzelerin özellikleri, neyi, nasıl yemek gerektiği konuları; hayvani gıdaların sıhhate etkilerinin durumu, tüketirken dikkat edilmesi gerekenler; etlerin nasıl tüketilmesi gerektiği bu bölümde inceleniyor.
Üçüncü bölüm, beden sağlığı üzerine odaklanıyor. Beden sağlığı ile alakalı konularda uzmanların tavsiyelerine yer veriliyor. Ne zamana, ne kadar su içmeliyiz? Bel fıtığı, şaşılık ve göz tembelliği, mide için yanlış bilinenler bu bölümde anlatılıyor. Nasıl bir uykuya ihtiyacımız var? Kapalı alanda nelere dikkat edilmeli? Bu gibi suallerde bu bölümde cevaplanıyor.
Dördüncü bölümde, gıdada seçiciliğin sağlık için önemi vurgulanıyor. Meyve suyundan, süte; kurban etinden, tavuk etine; sebzelerin saklanmasından, turşu yapımına uzanan yelpazede tükettiğimiz gıdalarda seçici olmanın önemi anlatılıyor.

Kitap, verdiği bilgi ve tavsiyeler itibariyle çok faydalı. Verdiği bilgileri, ayrıntıya boğmadan, kısa ve öz olarak okuyuca sunması kitabın önemli bir özelliği. Geçmişin tecrübesi ve bugünün bilgisiyle sağlıklı yaşam kılavuzu olarak bir başucu kitabı.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Ağustos 30, 2017 4

Artık Sosyal Medyadayım



Merhabalar, herkese hayırlı bayramlar. Normalde sosyal medyayı çok aktif kulanan biri değilim. Bir karar aldım ve sosyal medyada daha fazla aktif olmaya çalışacağım. Facebook ve gplus'ı belli bir düzeyde kullansam da instagram ve twitteri çok fazla kullanmıyorum. Aslında her iki her ikisinde de uzun zamandan beri varım, ama aktif değilim. Yeni bir karar aldım ve sosyal medyayı daha aktif olarak kullanacağım. Ulaşmak isterseniz sosyal medya hesaplarım burada.

                                               

         

Facebook


İnstagram




Arif Öztürk (@ozturkariff)'in paylaştığı bir gönderi ()


28 Ağustos 2017 Pazartesi

Ağustos 28, 2017 58

Depresyonda mısınız?


Son yıllarda süratle arttığı söylenen depresyon, dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Kendisini depresyonda hissedenlerin sayısı artıyor. Depresyon ilacı kullanımı diğer ilaçlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu haliyle depresyon, çağımızın en önemli problemlerinden. Google'da en fazla arananlar listesinde olan bir kelime. 

Bu durumun sonucu olarak, Google yeni bir uygulama için hazırlık yapıyor. Google, depresyon için arama yapanlara depresyonda mısınız? diye soracak. Ankete katılmak isteğe bağlı olup, kullanıcılar bu anket ile depresyonda olup olmadığını test edecek. Ankete katılanların kişisel bilgilerinin korunacağı, yani güvenlik zaafiyeti olmayacağı ifade ediliyor. Google yakın zamanda bu uygulamayı kullanıma sokacak. İlk olarak Amerika'da kullanılacak olan uygulama daha sonra diğer ülkelerde de uygulanacak.(BBC)

Bu haber, kimilerince güzel bir haber olarak değerlendirilirken; kimilerince yanlış bir uygulama olarak görülüyor. Özellikle depresyon hastalarına yönelik ilaç piyasası bu uygulamanın olumsuz tarafları arasında. Psikoloji kliniklerinden referansla satılan ilaçların çokluğu kimilerince tıbbın karanlık yüzü olarak görülüyor. Bu ilaçlar arasında da gene depresyon ilaçları başı çekiyor. Google'ın getireceği bu uygulamayı, ilaç firmaları için hazırladığı yorumları yapılıyor.

27 Ağustos 2017 Pazar

Ağustos 27, 2017 28

Hafta Sonu Tatili Psikolojimizi Nasıl Etkiler?


Hafta sonu tatili Cumhuriyet Devrinden sonra yasal olarak kullanılmaya başlanan bir uygulama. Osmanlıda yasal olarak hafta tatili yok. Ancak, perşembe günü öğleden sonra ile Cuma gününü kapsayan izinler mevcut. Özellikle mekteplerde(okul) bu durum geçerli. Osmanlının ilk dönemlerinde ve daha önceki dönemlerde ise mesai ve hafta sonu uygulaması yok. İnsanlar klasik olarak gün doğumundan gün batımına kadar çalışıyor. Yani doğanın ritmi, biyolojik saat ritmine uygun olarak çalışıyorlar; yazın fazla, kışın az. İhtiyaçları olduğu vakitlerde şahsi ihtiyaçlarına vakit ayırıyorlar.

Hafta sonu tatilinin uygulanmaya başlaması -özellikle devlet memurları- insanlar tarafından çok iyi karşılanıyor. Önce Cuma günleri olarak başlayan hafta tatili, Batı borsası ile uyuşmazlıkları önlemek amacıyla Cuma’dan Pazar’a alınıyor. Daha sonraki süreçte Cumartesi günü de tatil olarak Pazar gününe ekleniyor.


Cumartesi tatiline halkın tepkisi. Trt Arşiv

Hafta sonu tatilinin geçmişi ülkemizde yüz seneyi bile bulmasa da bugün gelinen noktada birçoğumuz cumartesi günlerini iple çeker hale geldik. Hatta pazartesi sabahları işe gitmenin zorluğunu tanımlamak amacıyla ‘Pazartesi Sendromu’ şeklinde bir kalıp bile uydurduk. Bu açıdan bakınca hafta sonu tatilini çok sevdiğimiz, çok önemsediğimiz gerçeği ortaya çıkıyor.

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım, hafta sonu tatilinin geçmişini irdelemek değil. Pazartesi Sendromu’nu da anlatmayacağım. Burada amacım, hafta sonu tatili uygulamasının psikolojimiz üzerinde olumsuz etkisi olabileceği durumu. İçinde bulunduğumuz çağ, bir çok psikolog/psikiyatrist tarafından endişe ve boşluk, yani anlamsızlık çağı olarak adlandırılıyor. (Bu konuya daha önce şurada temas etmiştim.) Bunlardan biri de Rollo May. Kendisi dünya çapında isim yapmış psikologlardan. Rollo May’e göre ‘hafta sonu tatili uygulaması insanlarda varoluşsal boşluğa sebep oluyor’. Zaten yoğun bir anlamsızlık duygusu içinde olan insanlar, hafta sonu ne yapacaklarını bilememenin endişesini yaşıyor. Bu da psikolojik durumu olumsuz etkiliyor. May’in görüşlerine katılan ve destekleyen başka psikologlar var mı? Şimdilik bilmiyorum.

Şunu da vurgulamak lazım ki, Rollo May, bu tespiti batı toplumunu merkeze alarak yapıyor. Bizim toplumumuzdaki kültürel normlar düşünüldüğünde bu durum nasıl olur? Olaya iki açıdan bakıyorum: Birincisi, hafta sonu ne yapsam acaba belirsizliği ile insanlarımızda geçici de olsa bir sıkıntı hali ortaya çıkıyor. Çünkü bir çok insan tam olarak ne yapmak istediğini bilmiyor. İkincisi ise, ekonomik problemlerden kaynaklı ortaya çıkan sıkıntı hali. Bu kişilerde de ekonomik yetersizlikten kaynaklı bir şey yapamama hali, bir şeyler yapmaktan kaçınma hali ortaya çıkabiliyor.

Peki, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Hafta sonu tatili, gerçekten varoluşsal boşluğa sebep olur mu? Psikolojik durumumuzu nasıl etkiler?